Acılarımızın ve Sancılarımızın Farkında mıyız ?
Yazar: Prof.Dr.Mehmet Halil ÇİÇEK   |    Yayın Tarihi: 14 Ocak 2015   |    737 Kişi tarafından görüntülendi.

Sağlıklı bir vücut ufak bir rahatsızlık olunca genellikle çabuk hisseder. Beden sağlıksız olunca çoğu zaman başına gelen tehlikeli hallerin farkında olmayabilir. Şimdi İslam ümmeti her tarafı arızalı olunca başına gelen musibet ve tehlikelerin farkında bile değildir.

İslam ümmeti bu gün o onurlu kimliğinin ve kendisini dünyanın en şerefli ümmeti yapan değerlerinin bir bir eridiğinin ve buharlaştığının farkında değildir. Ne bireyler, ne toplumlar ve ne de siyasî elitler bunun farkındadır. İslam ümmeti bugün mamelek adına hiçbir şeyi ve hiç kimsesi olmayıp çok acımasız, merhametsiz ve anlayışsız bir milletin içine düşen bir yetim gibidir. Gerçeği söylemek gerekirse bu perişan vazıyette Müslümanlar dünyalarını da ahretlerini de kayıp etmiş durumdalar. ‘Bu duruma neden düştükleri’ sorusu herkesin kafasını kurcalayan günümüzün demirbaş sorusudur. Fikr-i pür melal ve zihn-i pür kelalimize göre bunun itikadî, amelî, siyasî, iktisadî ve içtimaî ana başlıkları altında kategorize edebileceğimiz çok çeşitlilik arz eden sebepleri vardır. Biz bu yazımızda itikadî sebep üzerinde -fazla detaya girmeden- duracağız. İslam ümmetinin “olmazsa olmazı” olan ‘bütünlüklü İslam inancı’ her geçen gün biraz daha erimekte ve onun yerini Batıdan ithal edilen materyalist laik/seküler değerler sistemi almaktadır. Bu laik/seküler değerler sisteminin en temel özelliği ruhsuz, nursuz, merhametsiz ve bereketsiz olmasıdır. Bu laik/seküler değerlerin hayatta hemen hemen hiçbir karşılığı olmadığı gibi insanı da hilkat gayesinden koparmakta, onu evrenin baş döndürücü gelişmeleri içinde yapa yalnız bırakmakta, - kendi inanışına göre-  tabiatın acımasız olay ve hadiseleriyle tek başına boğuşur halde terk etmekte,  onu yalnızlaştırmakta, yoksullaştırmakta, tüm moral değerlerini sıfırlamaktadır. Çünkü insanın evrenin yaratıcısıyla ilişkisi kopunca böyle acınası bir duruma düşmektedir. Yine bu laik/seküler değerler sistemi, insanı maneviyat ve ruhaniyat fukarası yapmaktadır. Zira mevcut değerler sisteminin alamet-i farikası ruhaniyatsız ve maneviyatsız olmasıdır.


İnsan İslamî inancın verdiği bakış açısıyla yer yüzünün halifesi, yaratılmışların en şereflisi ve evrenin sadece onun emrine amade olduğu yer yüzü efendisidir. Dolayısıyla insanın vazifesi fıtratında varolan donanımlarla yer yüzünü imar etmek ve madde ile manayı buluşturmaktır.  Bilge Kral Begoviç öyle diyordu: İslam madde ile mananın bir araya getirilmesinin adıdır.  Ne var ki, Müslüman insan evren içindeki bu saygınlığının ve büyük avantajının farkında değildir. O imanî ve İslamî ahlak değerlerini her geçen gün biraz daha kayıp etti. Böylece de akıp giden zaman içinde İslam ümmeti o yüksek ve yüce “Müslüman şahsiyet”ini yitirdi. Tüm güzellik ve özelliklerin adı ve adresi olan “Müslüman şahsiyet”ini kayıp edince bütün zillet ve hakaretlere, tüm zulüm ve haksızlıklara, bütün tefrika ve böldürmelere ram oldu. Dünyanın siyasî müzakere ve münakaşalarında hiçbir ağırlığı kalmadı. Ağırlık şöyle dursun; tüm kirli oyunların, karanlık emellerin ve kötü amellerin hedef ve objesi haline geldi. Aslında Resul-i Ekrem aleyhissalatu vesselam nübüvvet projektörüyle ümmetin bu durumunu daha evvel görmüş ve çok ince bir ayarla şu şekilde tasvir etmiştir:


“Fazla geçmeden (küfür) milletleri, yemek yiyenlerin yemek tabağı etrafında toplandığı gibi sizin (yer altı ve yer üstü zenginliklerinizden ve yararlanılabilen her şeyinizden istifade etmek için) üstünüze üşüşüp çullanacaklar. (Bunun üzere bir sahabî) der: Ey Allah’ın Resulü! O gün az olduğumuz için mi (Başımıza çullanacaklar)? Hz. Peygamber: Hayır. Siz o gün (sayıca) çoksunuz. Ancak siz sular üzerinde oluşan çerçop köpüğü gibisiniz. (Yani ruhsuz, anlamsız, değeri ve özgül ağırlığı olmayan bir topluluksunuz.) Allah kalplerinize “vahn/zafiyet”  sokacak düşmanlarınızın kalbinden de korkunuzu sökecek (yani düşmanlarınız artık sizden korkmayacak.) Sahabe sorar: Vahn/zafiyetten ne kast edersiniz? Resul-i Ekrem aleyhissalatu vesselam: “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu” diye cevap verir. (Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. Hadis no. 4299)


S
anırım bu hadis-i şerif bize çok şey anlatmaktadır.



PAYLAŞ