Eğitim Meselelerimiz Üzerine Sohbet - 2
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 07 Ağustos 2017   |    321 Kişi tarafından görüntülendi.
Mini çalıştayda cevap aranan sorulardan birisi de şuydu: Son yıllarda artan tarihi referanslı diziler özgüven inşasına ne kadar katkı sağlıyor?
Hemen söyleyeyim, bana göre, bazı eleştirilecek yönler olsa da tarihi referanslı dizi ve filmlerin milli tarih bilincine katkısı var… Milli tarih bilinci, merhum Topçu’ya da atıf yaparak söyleyelim, şahsiyet oluşumunda önemli bir husus. Topçu, “tarihimiz hayatımızdır”, der. Çocukların tarihlerini öğrenmesi, ama bu öğrenmenin dizi ve filimle olmayacağını da bilmesi lazım.

 Sinema bir ufuk verir… Siz oradan devam edeceksiniz, okuyup-araştıracak ve keşifler yapacaksınız.
Son dönemlerde, özellikle Yunus Emre ve Diriliş Ertuğrul’un değer kazandıran yönlerinin olduğu tespiti yapıldı. Lise son sınıfa geçen yeğenim, Yunus dizisinden etkilenmiş, Yunus rolünü oynayan aktöre mesaj da yazmış… Bu benim çok hoşuma gitti. Makine mühendisi olup, yeni tasarımlar yapmak isteyen bu genç adamın gönlünde yönetmenlik olduğunu da öğrendim.
Şunu söyleyeyim: Konuşurken, gençleri tanıyor, fikirlerini ve gelişimlerini gözlemliyorsunuz. Son iki yıldır göremediğim ailemin gençlerinin bu denli gelişimi beni heyecanlandırdı. Oturup fikri bir meselede tartışmak, görüş beyan etme cesareti göstermek mühimdir.
Tarihi diziler, bize 15 Temmuzda direnme gücü verdi… Millet olarak, bağımsızlığımızın ve milli iradenin peşinde olduk. Bu uğurda şehitlerimiz var. Bu bakımdan dizilerin özgüven kazandırdığı aşikârdı… Fakat rehberlik öğretmeni olan yeğenimizin şu tespiti de önemliydi: “Tamam haklısınız, ama işin bir başka veçhesi var” deyip şunları söyledi: “Milli duyarlılığı belirgin olan lise talebelerinde, tarihte yaşama duygusu veriyor, ana gelemiyorlar.”
Tarih bize eski zamanlarda yaşamayı telkin etmiyor. Lakin gençler, muhteşem tarihin rüzgârıyla eski zamanlara kilitlenip kalıyorlar. Oradaki tecrübeden yola çıkarak zamanı anlamlandırma çabasına girmiyorlar…
Bu tespit üzerinde çokça durmak, tarih müfredatına kısa da olsa “tarihi nasıl okuyacağız / anlayacağız?” sorusu etrafında bir bakış kazandırmalıyız. İçinde yaşadığımız zamanı anlamlandırmak için tarihten ders almazsak özgüven “boşgüven”e sebep olur.
O hasbi ortamda, mini çalıştayımızda aradığımız cevaplardan birisi de şuydu: Sağlıklı aile kavramından ne anlamalıyız?
Burada varlıklı ailenin aynı zamanda huzurlu aile olmak için şart olmadığı çıkarımına vardık. Varlıklı, eğitimli bazı ailelerin çocuklarında ortaya çıkan kişilik bozuklukları, madde bağımlılığı ve hatta intihara sebebiyet verebiliyordu. Çünkü doyumsuz ruh, burada kendini ele verebiliyordu… Örnekleri, haberlerden dinliyor, gazetelerden okuyoruz.
Mesele varlıklı ve eğitimli olmaktan çok, kanaatkâr, değerlerine bağlı aile… Sahip olduklarına şükreden aile modeli. Maalesef, Aile Bakanlığı, sağlıklı aile meselesine kanaat kavramı etrafında bakmıyor. Sahip olduklarıyla yetinemeyen, hırslı aile büyüklerinin psikolojik sapmaları çocuklara da yansıyor. Hırs, hasetlik, kindarlık, öfke ve düşmanlık gibi menfi duyguları tetikliyor, elindeki nimetin farkına varmaya mani oluyor.
Şunu tespit ettik: Aile okullarında evvela ahlak dersi okutulmalı… Ahlak açısından tutarlı, şahsiyetli aile bireyleri sağlıklı aileyi oluşturacaktır.
Sağlıklı aileyi temin, kendi öz değerlerimizi ve kavramlarımızı yeniden hatırlamakla olacak. Hafızayı tazelemek lazım… Mesela, “aldatma” kavramı, zina kavramının yerine geçti… Oysa aldatma zina kavramını tam karşılamaz. Aldatmada bu yanlış tutuma bir müspet bakış inşa edilmeye çalışılıyor. Oysa zina kavramının toplumdaki karşılığı bellidir. Bunun gibi, nikâh, aile bağları, misafirlik, sıla-i rahim gibi kavramların da son dönemlerde içi boşaltıldı. Sağlıklı aile, sadece sosyo-ekonomik statü ile sınırlandı.
Aile, çocuk için en önemli okul… Bu okulun öğretmenleri, ebeveynlerdir. Onların şahsiyetli, kendi farkındalıklarına ulaşmış olmaları çocukları da olumlu yönde etkileyecektir.
Meclisimizde söz daha çok kişilik-şahsiyet kavramı etrafında gelişti… Kişilikli olmak, farkındalık bilinci ve şahsiyet gibi kavramlar önemliydi. Özellikle ortaöğretim öğrencileri bu kavramlar etrafında bir arayışa giriyorlar. Pedagoglar bu kavramları ve eğitim süreçlerini tartışıyorlar. Fakat bizim dikkatimizi çeken husus şu idi: Çocuklar birini örnek alarak kendilerini gerçekleştirirler…

Yeni nesil kimi/kimleri örnek alıyordu?
Bunu sordum.

Hepimizin, o yaşlarda bir kahramanı vardı. O yaşlarda, babadan anadan uzaklaşırız, hatta ilköğretimde kahramanımız olan öğretmen figüründen de uzaklaşır bir "kahramanın" peşine düşer... Mesela bizim kuşakta Cüneyt Arkın’ın oynadığı Kara Murat karakteri mühim bir yer tutar… 80 sonrası, ABD Rambo ile dünya gençliğini kendine zebun etti. Son yıllarda Polat Alemdar karakteri etkili oldu. Peki, şimdi kim vardı?
Eskiden roman kahramanları, daha eskiden mesnevî ve halk hikâyelerindeki kahramanlar… Fütüvvet anlayışının hâkim olduğu dönemlerde Ceng-nâmeler Hz. Ali’yi, Hamza-nâmeler Hz. Hamza’yı, Battal-nâmeler Battal Gazi’yi örnek şahsiyet olarak sunuyordu. Şimdi dizi ve filim kahramanları… Acaba öyle mi?
Ertuğrul’u, Yunus Emre’yi kahraman olarak alanların olabileceğini, asıl kahramanları yeni neslin sanal âlemde aradığını söylediler. Nasıl, diye sordum… Bilgisayar oyunlarında çocuklar kendi kahramanlarını “yaratıyor”; onunla bir hayat kuruyor, bir şehir inşa ediyor dediler.
Benim yabancısı olduğum bir âlem…
Roman, sinema ve dizi gençler için demode, dediler. Yeni tirendin, “sanal kahramanlar” olduğunu aktardılar… Kendi kahramanlarını oluşturan gençlerden söz ettiler.

Sanal kahraman, onu oluşturanın içini yansıtır. Henüz kendi hakikatini keşfedememiş bir oyuncunun kendi kahramanını “yaratması” meselesi üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu meseleye ilgili ilim adamları eğilmeli, yazılar yazmalı.
Fakat beni asıl etkileyen, “Dayı, bilgisayar oyunlarının oluşturduğu bağımlılık madde bağımlılığından daha tehlikeli bir hale dönüşüyor.” cümlesi oldu. Hayatı kendi kurduğu bir oyun gibi gören öğrenci, yeni bilgilere ne kadar ihtiyaç duyacak? Tabii hayatı nasıl yaşayacak? Kendi hakikatini keşfetme çabasına nasıl girecek?
 
Sorularım arttı. Bu bahiste umut ışığım, bulutların arasında kayboldu… Örneklik kaybolursa, ayna kırılmış olur. Aynaya bakmadan çocuklarımız kendilerine nasıl çekidüzen verecek?


PAYLAŞ