Bir Yer Vardı Biliyorum
Yazar: Sündüs Arslan AKÇA   |    Yayın Tarihi: 13 Ağustos 2017   |    451 Kişi tarafından görüntülendi.
Kentin caddeleri gelip geçenlerden bihaber, dalgınlığın dibine çekiyor beni. Öyle salaş düşünceler arasında arşınlıyorum sokakları. Dünya umurumda değildi diyemiyorum, umurum dünya kadardı. Nereye gitsem benimleydi, nefes alışımda, göz açıp kapayışımda... Artık düş dünyamı da basar oldular. Dost meclislerinde bizi aşan duygulardan, kafa bir milyonu oynuyordu.
   Dokunduğum her şey silikleşiyor bir anda. Vuslat, bir yürek hasret taşıyor sırtında. Her sonuna geldiğim yolun başında olduğumu gördükçe zindana düşüyorum yeniden. Zindan küf kokulu, demir parmaklıklı, yerin dibine açılmış karanlıklar değil sadece. Duvarlarını her geçen gün yükselten bir yürek, kestikçe bağını kalabalıklardan iç dünyasının farkı kalır mı zindanlardan...
  Kendinle baş başalığın çıldırtan melodisi çalıyor şimdi. Öyle bir yolculuk ki, kendimden kendime kadar… Duvarlarda gölgem oynaşıp duruyor. Yalnızlığa kurdum zamanı. Demir kapıların soğuk yüzüne düşüyor yüzüm. Keder okşuyor saçlarımı, üşüyor ellerim düştükçe damlalar.
Düşünceden düşünceye sıçrıyor aklım, kalbim sorgunun ıstırabı içinde. Eziliyor, dünya yorgunluğu altında. Gözlerim suskun cümleler yazıyor karanlıklara. Kimse görmüyor başımda dönen yırtıcı kuşları, kimse görmüyor yüreğimin döktüğü teri. Herkes kendi mahzenine gömmüş başını. Telaşından tutuşmuş dört bir yan.
Dünya ki, cennet görünümlü zindan… 
 Ve görünen şu ki;
önüm, arkam, sağım, solum acı
Dokunduğum her yürekten âh’lar, iç çekişler, umutsuz bekleyişler, boyun büküşler boy veriyor.
Dokunduğum her yürekten, başkaldırış, düzene küfür ve gidişata anlam verememek almış başını gidiyor.
Umut, uçurumun kenarında, düştü düşecek sanki. Başlar öne eğik, kent suskunları oynuyor her geçen gün.
Kaç inanmanın eşiğinden atladım ben de bilmiyorum. Her seferinde kalbimi yanılgılar hurdacısında buldum. Böyle öğreniyor insan, insanca yaşamayı. Böyle öğreniyor insanı ve de insan olmayanı.
 
   Eskisi gibi olmayacaktı hiç bir şey. Bin düşünceden, binlerce duygudan yılmış bu kalbim, beynim sadakat zincirlerini koparma noktasında. Bu duygularla bazen hırçınlaşan, bazen de hüzün değirmeninden çıkan mısralarım, zincirden bir halka daha bırakıyor arkamda. Bense şiirin melâl iksirinden yudumlayarak gidiyorum yine. 
Ruhumda bırakılan izleri uyandırmadan, sükutun gömleğine bürünerek…öylesine omuzları düşmüş bedenimle, ömrümden kalanımla…
Bir damla aşk ile bir ömrü geçirmenin hüznüydü ayaklarıma dolanan. Bu kadar yakınken, yokluğu ile yetinebilme rızalığını göstererek gidiyorum. Gözlerimde aşktan kalan hüzünle, bin gizemi siyah gölgelerde saklayarak gidiyorum. 
Uçsuz bucaksız maviliklere bıraktıkça kendimi, zaman mefhumunu alıyordu elimden. Dalıp gitmelerin önünü alamıyordum artık. Aidiyet hissi yok oluyordu benliğimde.
Hiç bir yeri yurt edinemeyen ruhum akıp gidiyordu, ufka doğru.
Sessiz mırıldandığım ezgiler eşliğinde seninleydim. 
Bir yer vardı biliyorum geçiciliğin geçmeyen yaralarını saran.
Bir yer vardı biliyorum, kalbime iyi gelen bir yer...
O denli gitme isteği bundan olsa gerek.

Ait olamamak, yetinememek bu ketum kalabalıkla...

    Ufka takılıp kalan iç yangınlarımın hesabı sorulacak bir gün, can acıtan yüreğimden. Acıdıkça, acıtan düşecek suskunluğuma. Mavilikler tuz bastıkça yarama, iyi olmak uzak bir ihtimaldi artık biliyorum.
Bunca alıp vermeler, bunca gitmelerden sonra hala beklemek, bir hayalin kırık teknesinin yolunu gözlemekti sadece...
Dönüşü yoktu bu yolun, gidiyordu her şey sen kadar
Giderken, gözlerimi bıraksaydın keşke...
 


PAYLAŞ