Mısralarda Yaşayan Bayramlar
Yazar: Prof. Dr. Rıdvan CANIM   |    Yayın Tarihi: 29 Ağustos 2017   |    363 Kişi tarafından görüntülendi.

Bayram neş’e demek.. Bayramlar keder günleri değil.. Küsenlerin birbirleriyle barıştıkları, hatta kan davalarının bile unutulduğu, neş’e içerisinde yaşanan zaman dilimleri bayramlar.. kaderde-kederde-tasada ve kıvançta beraberlik günleri...

Divan-ı Lügati’t-Türk’te bayram sözcüğü, sevinç ve eğlence günü olarak tanımlanıyor.. Sonraları elbette islamın tesiriyle bayramlara “iyd” denildiğini görüyoruz... Ve dün olduğu gibi bugün de dinî bayramlar, milletimizin manevî birlik ve beraberliğini, kardeşliğini gösteren sevinç ve mutluluk günleri olarak çıkıyor karşımıza...

Esasen Bayram günleri, millet ahlâkının, geleneğinin temel noktaları olarak dikkati çeker. Yaşlısıyla-hastasıyla-yalnızıyla, hapishanedeki-tımarhanedekiyle, bütün memleket insanlarının aynı saadeti paylaşma terbiyesiyle birbirlerini aramaları, sormaları ve birbirleriyle küslüklerini, dargınlıklarını bir kenara bırakarak birlik-beraberlik içerisinde mutlu ve huzurlu  yaşamayı idrak etme günleridir bayramlar..

 

Şairlerimiz de bigane kalmamışlar bu özel günlerin gelişine.. Örneğin Darendeli Hulûsi Efendi sevgiliye, dostun dosta kavuşma gününün, yani gönül vuslatının da barış/bayram olduğunu şu beyitle ifade etmiş mısralarında:

 
“Vasl-i yâr ile bu münkesir gönlü sarıştırdık

Hudâ lütfetti de küskünle küskünü barıştırdık”

 

Bugün bu güzel âdetlerin ne yazık ki ihmal edildiğine işaret eden Abdurrahim Karakoç da şöyle der:

 
“Bayram af günüdür, barış günüdür

Bayramlar rahmete giriş günüdür

Bayram, Hak menzile varış günüdür

Gönlümü verdiğim bayramlar hani?”

İnsanla ilgili, toplumla ilgili her şey sanata, edebiyata da yansıyor.. Bayramlar da edebiyatımızda hak ettikleri yeri almışlar dolayısıyla.. Kimi zaman bir şiire, kimi zaman bir öyküye, kimi zaman bir romana girerek, insanlarımızın duyarlılıklarına tercüman olmuşlar..

Usta edebiyatçı, öğrencisi olmakla her zaman onur duyduğum değerli insan rahmetli Prof. Dr. Orhan Okay hocamız, bayram vesilesiyle yapılan bir söyleşide şunları anlatıyor: “Bütün milletlerde olduğu bizde de bayramlar, halkın ortak olarak yaşadığı en önemli günlerdir. Bu günler pek tabii olarak edebî eserlere de yansımıştır. Eski edebiyatımız hemen bütünüyle bir şiir edebiyatı olduğu için, bayramlar divan şiirinde özel bir yer alırlar. Gerek Ramazan, gerekse Kurban bayramları için ‘ıydiyye’ veya ‘bayramiyye’ denilen kasideler kaleme alınmıştır. Daha doğrusu şair, padişahın ve diğer büyüklerin bayramını tebrik vesilesiyle yazdığı kasidenin giriş (nesib) bölümünde bayramı faziletleriyle, çok defa birkaç mânâya gelen nükteli ifadelerle anlatırdı. Tanzimat’tan sonra değişen edebiyatımızda, bayramlar diğer edebî türlerde de görünmeye başlamıştır. Fakat galiba bayram asıl, çocuklar için olmalıdır. Zira, edebiyat türleri içinde bayramın en çok yer aldığı eserler, hatıralar ve benzeri kalem denemeleri olmuştur. O hatıralarda da yazar hep güzel çağrışımlar uyandıran çocukluk bayramlarını anlatmıştır.”

 

Nedim, Damat İbrahim Paşa’ya sunduğu bir Iydiyyede:

 
“Iydin mübarek olsun eyâ âsaf-ı cihân

Gelsin edeble pâyına bûs etsin âsümân

Tutsun cihânı debdebe-i tabl-ı haşmetin

Olsun felekte devlet-i câhın cihan cihan cihan”

 

derken, bayram gününde tebrikatını dile getirmektedir.

 

Yine 16. yy’da yaşamış, sadrazam İbrahim Paşa devri divan şairi Hayalî’nin ıydiyye örneğinden bir beyit:

 

“Iyd-ı kurban erdi halkı yine şadan eyledi

Gonce-leb dilberleri gül gibi handan eyledi”


Bayram günü âşığın sevgiliye kurban edeceği en kıymetli varlığı canıdır. Bu muhabbetle Hulûsi Efendi bir gazelinde şu beyti söyler;

 “Yârimin her ıydine kurbânı ben olsam derim

Bu söze hoşnud olur fikr u hayâlim hoş gelir”

 

Bir başka beyitte de bu sırra erenlerin sevincini dile getirmiş;

 
“Iyd-i vaslını bulan cânın etmiş fedâ

Mansur gibi yolunda hep kurbâne gelmişler”


Eski şiirimizde bayramlar, hemen her zaman sultanları, zaferleri, maneviyatı çağrıştırır. Mesela Yahya Kemal, Süleymaniye’de Bayram Sabahı adlı şiirine şöyle başlar:

 
“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.”

 
“Bayram” kavramı halk şiirinde de, halk dilinde de kullanılır yaygın olarak. Çok sevinmek yerine, bayram etmek deriz. Temiz, güzel giyim örneği, bayramlık giymekle eş anlamlıdır. Bayramlar, kararan dünyalara bir bahar gibi doğar. En sevecen, en coşkulu duygular sarar ruhu, bedeni. Karacaoğlan bu düşünceden yola çıkarak Çukurova’da baharı, “Çukurova bayramlığın giyerken” dizesiyle anlatır. Duyguların dile gelişinde, insanın içinde bulunduğu durum önemlidir. Çevresinden kopmuş, olayları algılayamayan, sorumsuzca, duyarsızca eğlencelerin tuzağında yaşayan kişilere yönelik olarak da “deliye her gün bayram” deyimini kullanırız.


Bayramla ilgili edebiyatımızda gezinince, bayramı bir hatırlama/hayırla yadetme simgesi olarak yaşatabildiğimizi anlıyoruz... Aşık Veysel bir dörtlüğünde şöyle der mesela;

 
“Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın”

 

Necip Fazıl’ın şu iki dizelik şiiri, içimizdeki bayram coşkusunu hüzne dönüştürüyor:

 
“Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;

Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var”


Çoğu zaman içinde bulunduğumuz psikolojik duruma göredir  davranışlarımız. Sıkıntımızın, üzüntümüzün etkisindeysek, bozulmuşsa bir kez ağız tadımız, bayramın geldiğinin bile farkında olmayabiliriz. Bir halk türküsüne “Bayram gelmiş neyime /Anam anam garibem/Kan dolmuş yüreğime / Anam anam garibem..”dizeleriyle yansır bu...


Günümüz şairlerinden Yahya Akengin de, çocukları bayram güllerine benzetir. Dileğine katılmamak mümkün değildir:


“...Yıldızlar ve çiçekler kadar sayısız,

Müjdeler içinde yer ve gök uzanır;

Biraz göremediğimiz, biraz paylaşamadığımız

Bayramlara gönül gözümüzle uyandır,

Bizi Rabbimiz, çocuklarca sevindir.”

Tasavvuf büyüklerinden Hacı Bayram-ı Veli, mürşidi; Hamîdeddîn-i Velî (Somuncu Baba) ile bir Kurban bayramında buluştuğu için, o zaman Hamîd-i Velî; “İki bayramı birden kutluyoruz.” buyurarak, Nûmân’a “Bayram” lâkabını vermiştir. Hacı Bayram-ı Veli de bu vuslat anını şöyle dile getirmiştir;

Bayramım imdi bayramım imdi

Bayram ederler yâr ile şimdi

Hamd-ü senâlar hamd-ü senâlar

Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm

Hz. Ali efendimizin: “Günah işlemediğimiz günler bizim bayramımızdır” sözünün üzerine daha söyleyecek bir söz var mıdır?

“Can bula cânânını bayram o bayram ola..”

İbrahim ve İsmail bilinci ile Kurban Bayramınız kutlu olsun dostlar...



PAYLAŞ