Eğitimde Büyük Kumpas
Yazar: Düşünce Günlüğü   |    Yayın Tarihi: 25 Eylül 2017   |    1441 Kişi tarafından görüntülendi.
Ülkemizde, diğer ülkelerde pek de görülmeyen bir eğitim sektörü var; daha doğrusu vardı… Bazıları kaldırıldı, ama çoğu hâlâ değişik usullerde devam ediyor. Birincisi, dershaneler!.. Belli ki, zeki ve kurnaz ticaret adamları, eğitimde bir “ihtiyaç” (!) olduğunu görüp kurdular bu sektörü. Önce üniversite sınavlarına hazırlık amacıyla açıldı bu para kazanma amaçlı” kurs veren ve adına “dershane” denen özel kurumlar; daha sonra liseye giriş sınavları için de bu tür kurslar, dershaneler ihdas edildi, Sonra KPSS, ALES vd… Büyük bir sektör; hem ortaokul öğrencilerine, hem lise öğrencilerine, hem de üniversite öğrencilerine hitap ediyor… Müşteri kitlesi oldukça fazla! Sadece dershaneler mi? Hayır! Bunlarla birlikte; yine bunlara paralel olarak gelişen ve büyük bir ticarî gelir getiren, sınava hazırlık yayınlarını da unutmamak gerek!.. Ortaokul, lise, üniversite sonrası için hazırlanan süreli test dergileri, test/hazırlık, yardımcı ders kitapları, soru bankaları vs… Bütün bunlar, eğitimde “test” ağırlıklı Amerikan eğitim sisteminin bizde doğurduğu “çarpık kurum ve yayınlar”… Meseleye değinmeden önce Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabındaki yazılarında, yıllar önce bu tehlikeye işaret ettiğini, bu “test” çözmeye dayanan Amerikan eğitim anlayışını şiddetle eleştirdiğini hatırlatalım. Meselâ bir yazısında şöyle diyordu:
            “… bugün Avrupa için bile korkunç yıkım kaynağı olan Amerikan maarifine sığınma cinayetini işlemekten çekinmediler. Bütün insanlık için bir musibet olan bu sonuncusunu, fikir ve irfan yolu ile değil, siyaset ve onun dikenli eli olan ticaret yolu ile vatanımıza girmiş bulunuyor. Bu teknik ve ticaret maarifinin şimdiden çürütmediği milli hayat sahası kalmamış gibidir.” (s. 31)
            Topçu’ya göre, bu “pragmatist kültür”, yurdun yarı münevverlerince “minnetle devşirildi” ve “ruhçuluk ideali”ne son vermek, ülkemizi “kör ve sağır makinenin vatanı” kılmak için hummalı bir çalışmaya girişildi…
            Konuyu uzatmayayım; bütün bunlar, yani özel okullar, dershaneler, test yayıncılığı, hepsi; maarife, ilim ve irfana hizmet için kurulmadı, apaçık ki, amacı sadece “ticaret” ve sonra da “beyin devşirme” idi. Topçu’dan yapacağımız şu alıntılarla –ki bu satırlarda yazar, özel ve yabancı okulları eleştirmektedir ama, aslında söyledikleri dershaneleri de kapsamaktadır- bu konuya işaret edip, asıl meseleye gelelim. Şöyle diyordu Topçu:
            “Bugün Türk maarifinde zehirli birer mantar gibi fışkıran özel okulların birer ticaret yeri olmadığını söylemek, olaylar karşısında bir iftiradan başka bir şey değildir. Millet maarifini kazanç hırslariyle böylesine boğmak, millet kültürüne çevrilmiş suikasttır.” (s. 63)
            Son bir söz de Nurettin Topçu’nun fikirlerinden ekmek yiyen zümrelere; hem Topçu’yu sevecek, hem onun fikirlerini kendinize güya bayrak yapacak, hem de bu sisteme su taşıyacaksınız, yok öyle bir şey!.. Millet maarifini böyle “kazanç hırslarıyla boğmak” isteyen kim olursa olsun fırsat verilmemeliydi!
            Peki kimdi bunlar?.. Kim oldukları, 15 Temmuz’daki hain darbe girişimiyle herkese âşikârdır artık!.. Evet bu dershane ve test yayıncılığı sektöründen, oldukça organize biçimde, hem ticarî açıdan, hem de örgüte adam devşirme bakımından faydalanan kesim FETÖ idi. Topçu Hoca bu, “millet kültürüne çevrilmiş suikasttır” diye feryat ede dursun, -üstelik işlerine geldiğinde Topçu’yu sevdiklerini söyleyen bu sinsi örgüt- hem Türkiye’de, hem de dünya çapında, özel okulları, dershaneleri ve test yayınları aracılığıyla hızla yayıldı. Bu yayılmada, kendilerine devletin imkânları da sunuldu… Dolayısıyla bu örgütün söz konusu eğitim faaliyetleri (!) için devletin imkânlarını sonuna dek kullanma fırsatı sunan siyasî kurumların da epey kabahati vardır. Çünkü bu örgüt, oldukça organize biçimde, hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat ve ders kitapları hazırlama komisyonlarına, hem ÖSYM’deki tüm sınav soruları hazırlama komisyonlarına gayet ustalıkla sızdı. Amaç şuydu: İlk ve orta öğretim kurumlarına, kendilerine uygun bir söylemle hazırladıkları müfredatları sokmak, ardından hazırladıkları ders kitapları vasıtasıyla, bu kendilerine uygun özel bilimsel terim ve tanım dilini –hatta sadece dil değil, özel test tekniğini de- okullarda pekiştirmek. Böylece Talim Terbiye, müfredat, ders kitapları, daha sonra da test kitapları, yardımcı dergiler vs. ile kendilerine özgü, yalnızca kendilerinin vakıf oldukları bir bilim ve test dili, terminolojisi oluşturdular. Son aşamada, bu oluşturdukları yeni bilim ve test dili, tekniğini ÖSYM aracılığı ile meşru kıldılar… Ne yaptılar, soru hazırlama komisyonlarına sızdıkları için, kendi dil ve tekniklerine uygun sorular hazırladılar, bu soruların tüm sınavlarda sorulmalarını sağladılar, böylece kendi şirketlerinin dershanelerine, yayınlarına çok önemli bir “avantaj” sağladılar. Çünkü benzer teknikleri kendi dershanelerinde ve test kitaplarında dergilerinde yalnızca kendileri anlatıyorlar, böylece bunu gören büyük öğrenci kitlesinin sadece kendi dershane ve kitaplarını seçmesini sağlıyorlardı. Bu, aslında apaçık “hırsızlık”tı; ama soruları çalarak yapılan bir hırsızlık değil, ÖSYM’de kendilerinin hazırladıkları soruları, birkaç küçük değişiklikle, oldukça benzer biçimde hem dershanelerinde hem kitaplarında öğretmek şeklinde yapılan büyük bir “hile”!..
            İşte bu hileli yolla, kendi özel okullarının, dershanelerinin ve test yayınlarının diğerlerine göre, oldukça “başarılı” olduğu imajını veriyor, dolayısıyla hem büyük bir ticarî vurgun vuruyor, aynı zamanda genç ve yetenekli beyinleri “örgüte devşiriyorlar”dı… Şunu söylemek istiyorum, bunlar onların oldukça “bilimsel” bir yöntemle çalıştıklarını göstermiyor aslında. Kendilerini başarılı gösteren, Milli Eğitim ve ÖSYM’ye sızmalarının “kârlı netice”leridir. Bu millet ise, perde gerisine vakıf olamadığı için yıllarca bu örgütün eğitim kurumlarını başarılı sandı; daha doğrusu “eğitim sektörü”ndeki bu kumpasa, hileye kandı…
            Şimdi gelelim detaya… Ben kendi alanımı bildiğim için daha çok bu konuda örnek vereceğim, ama söz konusu örnekler, aslında tüm bilim dallarına şamildir. İlk ve orta öğretim müfredatlarına, ders kitaplarına bakınız; bunlarda özellikle dil bilgisi terim ve tanımlarının, bundan 20-30 yıl önce; hatta şimdi dahi üniversitelerimizde öğretilen dil bilgisi derslerinden oldukça farklı, bu alanda ilmî çalışmalar yapmış hocaların dahi yabancısı olduğu “uydurma” bir “terminoloji” ve “tanım”la dolu olduğunu göreceksiniz. Aynı terminoloji, tanımlar ve soru teknikleri, bu ders kitaplarından, ÖSYM’nin sorularına sirayet etti, oradan da halka tamamlanarak “test yayıncılığı”na ve dershanelere intikal etti. Doğrusu bizim “zarf”, “zamir”, “fiil”, “sıfat-fiil” vb. terimlerle bildiğimiz ve öğrettiğimiz dil bilgisi terimleri 20 yıl içinde birdenbire değişmişti. Açık konuşalım, bugün ÖSYM’nin kullandığı bu dil ve terminolojinin çoğunu, üniversitelerde bu konuda ilmî çalışma yapan hocaların çoğu da bilmez; dolayısıyla ÖSYM’nin sınavlarında başarılı olamazlar. Bu “uydurma” terminoloji ve dilin, hatta soru tekniklerinin, ben eminim ki kaynağı üniversiteler değil!.. Peki kim, nereden, niçin çıkardı bu yeni “soru/test dili”ni ve bilim tanımlarını?... Meselâ ders kitaplarına kim soktu, meselâ üniversite, ALES, KPSS vb. sınavlara kim dahil etti? Ders kitaplarına “müfredat” yoluyla girdi, bu âşikâr! Üniversite vb. sınavlara da ÖSYM yolu ile… İşte tam da bunu açıklamaya çalışıyorum: FETÖ, bu konuda oldukça örgütlüydü, yetiştirdikleri dershaneci ve özel okullarındaki öğretmenler aracılığı ile sadece kendilerinin vakıf olduğu bir “sınav dili/ tekniği, terminolojisi” geliştirdiler. Bu terminolojiyi Talim Terbiye’ye sızarak müfredatlarda, ÖSYM’ye sızarak sınav sorularında “meşrulaştırdı”lar… Böylece, bu sorulara vakıf olan kendi dershanelerine, özel okullarına, test yayınlarına avantaj sağladılar. Gerisini biliyorsunuz!..
            Şimdi yapılması gereken ne? Bir kere bir an önce ÖSYM’deki tüm eski “sınav soruları” bankasını iptal etmek, yeni ve ilmî usullere uygun sorular hazırlamak ve bunu gerçek ilim adamlarıyla yapmak… İkincisi bunun ilk ayağı olan, ilk ve orta öğretim müfredatlarından, ders kitaplarından da bu sınav dili terminolojisi ve tanımlarını bir an evvel ayıklamak… Yani ilmin “ortak dil, terminoloji ve tanımı”ndan asla sapmamak, hiçbir özel yayın ve kuruma avantaj sağlamamak… FETÖ’nün eğitim kurumlarında yaptığı büyük tahribatla köklü bir mücadele ancak böyle yapılabilir diye düşünüyorum.

Prof.Dr. Alaattin KARACA

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
Öğretim Üyesi

mail:vankaraca@hotmail.com

 


PAYLAŞ