Çocuk Eğitimi Üzerine
Yazar: Mustafa ÖZÇELİK   |    Yayın Tarihi: 01 Ekim 2017   |    155 Kişi tarafından görüntülendi.
Eğitim, kadın, erkek, büyük küçük demeden herkesi içine alan girift bir olaydır. Dolayısıyla eğitimi, kadın eğitimi, çocuk eğitimi gibi bölümlere ayırmak sadece belli alanlarda  yapılacakların daha iyi planlanması açısından bir önem taşır. Değilse sonuca ulaşmada etken olan bütünlük şuurunun kaybolmasına sebep olur. Çünkü eğitim, belli bir süreç içinde gerçekleşmekte, bir önceki dönemin eğitimi bir sonraki dönemin eğitimini, kadın eğitimini, çocuk eğitimini doğrudan etkilemektedir.
 
Yakın yıllara kadar, gazeteyle, dergiyle, kitapla yürütülmeye çalışılan eğitim faaliyetlerimiz daha çok yetişkinlere ve özellikle de erkeklere yönelikti. Şimdilerde ise meselelerimizi kavrayışımıza paralel olarak hitap tarzları aynı olsa bile olayı bütün kesimlere yayma eğilimi önem kazanıyor.
 
Basın- yayın yoluyla yapılan eğitim faaliyetleri elbette önemlidir. Hatta geç kalınmış çalışmalardır. Eğitim, bilim, kültür, sanat ağırlıklı yayınlar bu önemli çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Bunlara paralel olarak son yıllarda çocuklara yönelik yayın faaliyetlerinde de belli bir artış gözlenmektedir. Ardarda çıkan çocuk dergileri ve kitapları bu artışın müşahhas göstergeleridir. Şimdilerde yazıp çizen herkes çocuklara da seslenmekte, onlara belli bir kimlik kazandırmaya gayret etmektedir. Ne var ki bu noktada göz ardı edilmemesi gerektiğine inandığımız bazı hususlar var ki bunlar dikkate alınmadan bu konudaki faaliyetlerin belli bir başarı grafiğinin üzerine bizi çıkaramayacağıdır. Öyleyse her alanda olduğu gibi bu alanda da kendimize özgü bir tavırla yola çıkmak zorundayız.
 
Günümüzde basın- yayın yoluyla da kendisine ulaşmak istediğimiz çocuklar, tam bir kuşatma altındalar. Cahilî yapının etkili bir güç olarak kullandığı reklamlar, çikletler, kitaplar, dergiler, filmler, oyuncaklar çocukların etrafını öylesine kuşatmış ki, çocuk artık o saf ve temiz dünyasını sesi en güçlü çıkanla doldurmak zorunda kalmaktadır. Tertemiz, günahsız olarak dünyaya gelen çocuk. Bu kuşatma altında ne doğruyu bulabilmekte ve görebilmekte ve ne de tabii olarak büyüme imkanına sahip olabilmektedir.
 
Çağın asıl mazlumları çocuklardır, çocuklarımızdır. Onlar ki, besmelelerle dikilmeyen fidanlardır. Ezanlarla adları konulmayanlardır. Helâl lokma ile doyurulmayanlardır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi doğduğu andan itibaren hayatlarına müdahale edilenlerdir.
 
Çocukların yavaş yavaş kendilerini idrak etmeye, etraflarında soru soran gözlerle bakmaya, her şeye bir anlam vermeye çalıştıkları dönemlerde kitapla, dergiyle, oyuncakla, filmle elimizden yavaş yavaş çıkan, kendileri büyüdükçe bizimle olan mesafeleri de büyüyen çocuklarımız, aldıklarını dışarıya verdikleri başladıklarında gördüğümüz manzara acı bir gerçeğin tokadı olarak çarpmaktadır yüzümüze. İşte o zaman sorular zihnimizde birbirlerini kovalamaya başlamaktadır: Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz? Onları nasıl eğiteceğiz? İşte yine o zaman etrafımıza bakıp onları tahrip eden çalışmaları, onları mamur edecek çalışmalara dönüştürmeye başlıyoruz. Bu noktada unutulmaması gereken gerçek, yapmayı düşündüklerimizin ve yaptıklarımızın bir tepkiden öteye gidemediğidir.
 
Çocuk eğitimi konusundaki çalışmalarımızı daha sağlıklı bir temele oturtabilmek için kimi hususlara dikkat edilmesi önemli görülmelidir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Unutulmamalıdır ki  hayata hakim olan biz değiliz. İnsanı çocukluğundan ele alarak besleyen toprak bizim toprağımız ama su bizim değil, hava bizim değil. Hayata hakim olanların kurdukları tuzaklar, arklı niyetlerle yetiştirmek istediğimiz çocuklarımızı kolaylıkla düşürüveriyorlar ağlarına... Çocuğun yetiştiricileri görünürde biziz ama görünmeyen planda ne yazık ki başkalarıdır. Onları belki bizim de tam olarak anlayamadığımız yol ve yöntemlerle etkileyenler vardır. Bu durumda bizim yapmak istediklerimiz çocuğun hayatında bir ölçüde iğreti kalmaktadır. Bu yüzden çocuklarımızı, sözle, nasihatle, telkinle, kitapla, dergiyle başarılı bir şekilde eğitebileceğimizi düşünüyorsak aldanıyoruz demektir.
 
Çocuk, duyduklarını başkalarından da duymak, gördüklerini başkalarından da görmek, kısacası hep bir örnek görmek, örnek seçmek ihtiyacındadır. Geçmişte ümmetin seçin bilginlerinin, kahramanlarının kıssalarıyla büyüyen çocuk babasında da  o kıssalarda anlatılan kişilerin özelliklerini şu veya bu ölçüde bulabiliyordu. Kendisine erdem, namus duyguları aşılanmak istenen çocuk gerek evinde, gerek çevresinde bu duyguları taşıyanları ve yaşayanları görebiliyordu. Yani çocuğa söylenenler, gördükleriyle somutluk kazanıyor ve inandırıcı oluyordu. Müslümanlığın havasını ilahilerle, tekbirlerle, dualarla teneffüs edebiliyordu. Şimdilerde ise bu imkanlardan mahrum olan çocuklara daha farklı bir üslupla yaklaşmak gerekiyor.
 
Çocuk da bizim yaşadığımız dünyada yaşıyor. Onun eğitimini aynı dünya şartlarında yaşayan büyüklerin eğitiminden, aile, çevre ve okul şartlarından soyutlamak mümkün olmadığına göre, çocuğu bir takım araçlarla ve yollarla başarılı bir şekilde eğitmek mümkün görünmektedir. İşte bu yüzden işe önce kendimizden başlayacağız. Çocuğun yetişmesi, isteğimiz şekilde yetişmesi için gerekli ortamda tam anlamıyla biz söz sahibi olmasak bile yine de bir takım imkanların sahibiyiz.
 
 Her şeyden önce çocuk; temiz yaratılışı, günahsız ruhuyla tercihini öncelikle iyiden, güzelden yana yapacaktır. Bu durum, çocukları farklı niyetlerle yetiştirmek isteyenlerin arayıp da bulamadıkları en önemli imkandır. Bu yüzden çocuk, eğer bu imkan iyi değerlendirilirse önce bizim sesimize kulak verecektir. Şimdilik evlerimizi  çocuğun istediğimiz şekilde yetişmesi için elverişli şartlarla donatırsak çocuk eğitiminde sağlam bir adım atmış oluruz. Çocuklarımız, evlerimizde farklı bir havayı teneffüs edebilirlerse sokağa çıktıklarında karşılaşacakları zorlukları büyük ölçüde aşma imkanına sahip olabilirler.
 
Etrafı değişik renk ve şekildeki oyuncaklarla, kitaplığı değişik kitap ve dergilerle kuşatılmış çocuk, oyuncaklardan, çikletlerden bunalmış ruhuyla ellerini uzatmış, ellerimizi bekliyor. Gözlerimizi arıyor gözleriyle... Uzun bir günün yorgunluğunu üzerimizde taşısak da evimize döndüğümüzde  onlarla ilgilenmek, onları sevmek, onlarla konuşmak çok mu zordur? Unutmayalım, sadece bunlar için değildir yapalım dediklerimiz. Bir güldür çocuk... İlgimiz, sevgimiz onların solmaması, bizim havamızla, bizim suyumuzla bizim toprağımızda yetişmesi için olmalıdır. Değilse aile bahçelerinde yetişecek arsız dikenlerden şikayet etmeye hiç mi hiç hakkımız olmayacaktır.
 
Öyleyse önce yetişkinlerin eğitimi diyoruz. Sözün davranışa, eyleme dönüştüğü bir eğitim... Annenin, babanın seçkin örnekler olmayı bir varoluş sorumluluğu bildikleri bir eğitim.
 


PAYLAŞ