Sonbahar Duyguları
Yazar: Mustafa ÖZÇELİK   |    Yayın Tarihi: 24 Ekim 2017   |    273 Kişi tarafından görüntülendi.
Eylül bitti. Ekim günleriyle birlikte sonbaharın ta orta ye­rinde olacağız ve yüreğimizde bu defa hüznün çiçekleri açacak. Artık, baharın tam zıddı görüntülerle karşılaşacağız. Saçlarımıza artık serinlikler konacak uzun bir kışın ve soğuğun habercisi olarak.

Şairlerin, yaz rehavetinden sonra şiire durdukları bir mevsimdir sonbahar. Bu defa kalemleri ölümden, ayrılıktan, fanilikten, yaşlılıktan söz edecek. Yaşamanın başka gerçeklerinden bahsedecekler. Artık çocuklarımız değil, yaşlılarımız gelecek gözlerimizin önüne. Onlara bakıp yeni dersler öğreneceğiz. Ahret kokusu duyacağız nefeslerinden. Kısa gündüzler ve uzun geceler bize faniliğin ve ebediliğin gerçeklerinden söz edecekler. Yaşımız ne olursa olsun ölüm fikri gelip konuk olacak zihnimize.

Karamsarlık... Sonbaharın insana verdiği duygunun bu olduğu söylenir hep. Oysa her şey bakış açımıza bağlı. Nasıl bakarsak öyle görürüz. İlkbahar karşısında yaratılış heyecanıyla kanatlanan ruh, sonbahar hüznüyle niçin karamsar olsun ki. Bu mevsimde de pekâlâ sonsuz bir baharın kokusunu duyabiliriz. Gerçi önümüzde uzun ve zorlu bir kış vardır dünya baharına ulaşmak için. Ama bir sabrın sınavıdır. Ebedi baharın kışı da mezardır bir bakıma. Ama o mezar ki, “ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” Öyleyse mevsimin şu veya bu olmasının fazlaca önemi yok. Önemli olan mevsimlerin derslerini anlamaktır. Baharıyla, güzüyle, yazıyla, kışıyla bizi hep ince bir yaşama çizgisinde tutuyor mevsimler. Tabiattaki ilahi dille bize hayatın ve ölümün sırlarını fısıldıyor. Sembolleriyle gerçeklerinin tablolarını sunuyor. Önemli olan insanın tavrıdır bu noktada. Hayatı ve ölümü bir nimet bildiği gibi, mevsimleri de birer nimet bilmesidir esas olan.

O bizi yaz boyunca bunalttığını söylediğimiz güneş artık ara sıra görünüyor gökyüzünde. Görünse de bırakalım sıcağıyla bizi bunaltmayı, artık ısıtmıyor bile. Sıra yağmurlarda ve soğuklarda… Dallar meyvelerini vermiş ve yapraklarını dökmüş. Tabiat da uzun bir uykuya hazırlanıyor. Çok geçmeden üzerine kış yorganı örtülecek. Kuşları eski sıklıkla göremeyeceğiz gökyüzünde. Belki bir gün titreyen bir güvercin pencerenize konacak. Belki ona bakıp, fakir fukaranın odun kömür ihtiyacını hatırlayabiliriz. Yağmurlar tövbeleri getirebilir aklımıza. Sokaklar cazip değil artık. Evlerimize sığınacağız. Bir evde oturabilmenin sevinciyle evsizlerin hüznü iç içe girecek. Hâsılı son­bahar sarsıp kendimize getirmeye çalışacak bizi.

İçimize doğru bir yolculuk başlayacak böylece sonbaharda. Daha doğrusu başlamalı böyle bir imkânı içinde taşıyor sonbahar. Uzun kış geceleri okumanın, tefekkürün, aile fertleriyle daha yakın olmanın, eş dost ziyaretlerinin uygun vakitleri olacak. Dünya batağının neresindeyiz, bunu daha iyi anlayabileceğiz. Bu çaresizliklerin ve zorlukların mevsiminde, toplumsal sorumluluklarımızı hatırlayacağız. Evet, böyle girmeliyiz sonbahara. Ahmet Muhip Dranas, sonbaharı anlatırken, istediği kadar: “Artık karanlıkların içine gömülmekteyiz” desin, biz bunu bahar tutsağı bir kalbin feryadı olarak görelim. Yeter ki yüreğimizdeki ışık sönmesin. Karanlıklar içinde de olsak, aydınlığı özleyenler için bir yol mutlaka vardır.


PAYLAŞ