Köroğlu'nun Bolu'su
Yazar: D. Mehmet DOĞAN   |    Yayın Tarihi: 12 Aralık 2017   |    467 Kişi tarafından görüntülendi.

Türkistan’dan Balkanlara geniş bir coğrafyada, türkçenin sınırlarını çizen eşi benzeri olmayan bir halk hikâyesi; kâh masal, kâh efsane, kâh destan.

Ve Türkistan’dan Balkanlara kadar uzanan efsanevî bir kahraman. At, kılıç ve merdane cenk! Köroğlu hem haksızlığa karşı duran kahraman bir cengâver, hem de saz çalıp söyleyen bir âşık.

Batıda, Bolu beyinin seyisi Yusuf’un oğlu. Seyis Yusuf, sudan çıkan efsanevî aygırla birleşen kısrağın tayını Bey’e getirir, Bolu Beyi görünüşüne bakarak tayı beğenmez. Bu yerleşik otoritenin ihtisasa riayet etmemesi olarak anlaşılabilir. Bey öfkelenir, seyis Yusuf’un gözlerine mil çektirir. Kör Yusuf, hor görülen tayı ve oğlunu alarak Çamlıbel’e gider. Orada Bolu Beyi’nin beğenmediği tayı tozuna yetişilmez çevik ve hızlı bir at olarak yetiştirir. İşe bu efsanevî Kırat’tır. Oğlu Ruşen (Aydınlık) Ali’yi de intikamınını alacak bir yiğit olarak büyütür.

Anadolu’nun Köroğu efsanesi budur!

Doğuda hikâye hayli farklıdır. Bolu Beyi’nin yerini Isfahan şahı alır. Şah, Seyis Rovşan’ın gözlerinde mil çektirir ve yanından kovar. Şahın kızkardeşi Bibi Hilâl Rovşan’la evlidir. Bibi Hilâl şahın kovduğu Rovşan’ı ararken çölde ölür. Hamiledir, çocuk doğar, tayı ölen bir at onu sütüyle besler... Bu yüzden doğuda hikâye “gor/gur” mezar üzerinde yürür: Goroğlu yani Mezaroğlu...

Bolu, Anadolu’da Köroğlu için ilk ve kolay bir adres. Bolu olmasına Bolu, dağ olmasına dağ, orman olmasına orman. Çamlı belse çamlı bel...Her şey yerli yerinde. Bolu, yunanca “polis”, şehir kelimesinin dilimize uydurulmuşu. Şimdi sadece Bolu dediğimiz yer ise esasında Kladyopolis. Roma imparatoru Claudius’a atfen. Türkiye’de “bolu” isimli hayli yer adı var: Gelibolu, Hayrabolu, Tirebolu, Safranbolu, İnebolu hemen hatırladıklarım...

Bolu çok, çamlıbel de! Afyonkarahisar yakınlarında ve Tokat’taki çamlıbeller ilk aklıma gelenler. Azeriler bu yer adının çamlı-bel değil, “çenli-bel” olduğunu iddia ederler. Çen, sis demektir. Böylece dumanlı, sisli geçit denilmektedir ki, mevzuya uygun düşer...

Köroğlu hikâyesinde yerleşik düzenle, merkezi otorite ile çevrenin çatışması görülebilir. Merkeze göre taşra, şehre göre kır ve köy...Göçebeler yüzyıllarca tarihin zembereğini kurarlar. Etrafına gözüpek savaşçılar, savaşçı kabileler toplayan karizmatik şahsiyetler şehirlerin, yerleşiklerin düzenini kolaylıkla bozar ve tarihe istikamet tayin ederler. Atilla, Cengiz Han, Timurlenk...İşte üç bozkırlı. Çevik atlarıyla, gözüpek cengaverleriyle dünyanın altını üstüne getirirler. Mücadele eşit şartlardadır, kıyasıyadır; yani merdanedir. “Mert dayanır, nâmert kaçar!”

Köroğlu hikâyesinde anlatılan göçebe hayatın zevalidir: Delikli demir çıktı mertlik bozuldu!

Ateşli silahlar teknolojisi göçebeliğin sonunu getirdi. Delikli demir, yani tüfenk icad olur, mertlik değer olmaktan çıkar. Son göçebe kahraman 18. yüzyılda Horasandan kopan Nadir Şah’tır. Bu Afşar yiğidi İran, Turan ve Hindistan’da hüküm yürütür. İrandaki şiî-sünnî çatışmasını durdurmaya çalışır, Osmanlı’dan caferiliği 5. mezhep olarak tanımasını taleb eder. 60 yaşında öldürülür ve bu son büyük göçebenin devleti de ondan sonra devam etmez.

Bu geç kalmış cihangir belki de son Köroğlu’dur!

Köroğlu denilince lâf bitmez. Âşıklar, meddahlar onun türlü türlü hikâyelerini anlatırlar. Böylece Köroğlu kolları ortaya çıkar. Yüz kol Köroğlu hikâyesinden söz ediliyor ki, şaşırtıcı sayılmamalıdır. Uzun kış gecelerinin bitmez tükenmez dizisidir Köroğlu. Ayvaz’ı, Demircioğlusu, Kabresığmazı, Telli Nigarı, Kiziroğlusu...

Bu Köroğlu’ndan ayrı bir âşık, yani saz şairi Köroğlu var mıdır? Köroğlu’na mal edilen şiirler efsane kahramanı yahut eşkıya Köroğlu’na mı aittir?

Hikâyelerde böyle anlatılır. Köroğlu sazını alır ve çalıp söyler...Bazen yiğitlerini coşturmak için, bazen efkâr dağıtmak için.

Hey hey, yine de hey hey!

 



PAYLAŞ