Ağlarsa Kudüs Ağlar, Gazze Ağlar Gerisi Yalan Ağlar
Yazar: Prof. Dr. Rıdvan CANIM   |    Yayın Tarihi: 16 Aralık 2017   |    1118 Kişi tarafından görüntülendi.

Yıllar var ki yüreğimizin yandığı, aczimizin ve çaresizliğimizin yüzümüze vurduğu, inme gibi içimize indiği ve oturduğu gün ve saatleri yaşıyoruz. Sürekli, gece gündüz.. Çaresizlik elbette bir çeşit acizlik.. Kulaklarımız sağır, gözlerimiz kör, dillerimiz tutkun, ellerimiz bağlı.. Sadece olan biteni yaşlı gözlerle, kırık gönüllerle izlemekteyiz.. Yüreklerimizin derinliklerinden gelen bir duâ veya bir bedduâ da mı yok ?!

 

Müslüman milletlerin tarihi acılarla dolu.. Hangisinden söz etmeli, hangisini konuşmalıyız bilemiyorum.. Bir Doğu’dan vuruluyoruz, bir Batı’dan.. Birinin kanı kurumadan diğerinin kanı akıyor yeryüzüne.. Çocuklarımızın, kadınlarımızın, yaşlılarımızın gözyaşları üzerine kurulan bir medeniyet bu.. Çok güçlü olmalıyız ki nereden vururlarsa vursunlar yıkılmıyoruz.. Ne kadar yakarlarsa yaksınlar, ne kadar yıkarlarsa yıksınlar her gün yeniden “KÜLLERİMİZDEN DOĞUYORUZ”.. Aslında korkuları da bundan değil mi? Bir gün Filistin, ertesi gün Irak yanıyor, Suriye yıkılıyor.. Bakıyorsun Afganistan’ı yakıp yıkıyorlar başımıza.. Arakan’ı yakıyorlar sonra.. Yetmiyor Batı’dan vuruyorlar.. Bosna’dan, Kosova’dan.. Endülüs yetmiyor onlara.. Çokça Endülüsler olmalı diyorlar ! Her yer Endülüs olmalı.. Ama her zaman öyle de olmuyor.. Kafkaslar’da bir avuç Müslüman görüp oraya çullanıyorlar çekirge sürüsü gibi.. Ama her zaman sonları hüsranla bitiyor.. İşte ben buna “Gözyaşı Medeniyeti” diyorum.. Bizim medeniyetimizin adı bu..

 

Televizyonlarımızın ekranları yine kandan görünmüyor! Beş yaşındaki çocuk babasının kucağında veya annesinin yanıbaşında, yol ortasında bütün dünyanın gözleri önünde vurulup can veriyor! Adı Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice...! Su mu akıyor, kan mı? Ölen kim!? İnsan mı, hayvan mı!? Çocuklar niçin öldürülüyor, kadınlar niçin öldürülüyor, ömrünü tamamlamış ninelerden dedelerden kim ne istiyor? İnsanların oturdukları evleri birer birer mezarları oluyor insanların..! !?.. Yürekler tandıra dönmüş, simsiyah ve taş gibi katılaşmış yürekler.. Sevginin, aşkın, merhametin adı silinmiş yeryüzünden.. Ve şairlerin yürek kanamaları bir türlü durmuyor.. Durmuyor çığlıklar..

 

Çocuk önce güneşe baktı

Çoktan batmıştı annesinin bağrında

Toprağın koynuna girdiğinden beri gece

Masallara sığmayan zamana büründü

Yolları saydıkça gidenlerin sesinde

Sakladı bir taşı avuçlarında

Birden anladı gelecekten savrulmuş

Mûtena bir kıvılcım tam kalbinin üstünde

Aydınlatıp yakıyor Kudüs gecelerini

Derken sabaha üç adım beyazlık

Namaz mührünü vuruyor ufacık ellerine

Allah büyüktür ne çabuk geçti gece

Allah büyüktür çocuk sabrını yaydı

Yeryüzü bir sofraydı ademoğluna

 

Ey Filistinli çocuk senin ellerin

Yakışır göğün merdivenine

Gönlümüze bir basamak çıkar mısın oradan

Açınca karanfiller bir sabah namazında...

 

Evet, insanlık tarihi bizim acılarımızla dolu.. Boynunda “Müslüman” yaftası taşıyan kim varsa.. Bak işte mazlumun âhı yine arşı sarsıyor.. Zalim durup durup zalimliğini kusuyor yine yeryüzüne.. Savaşlar hep birer “mektep” oluyor okumasını bilenlere..  İbret almasını bilenlere yetiyor aslında bu.. Çağın yüz karası mahluklarının  gücü yine bebelere yetiyor.. Çocuklardan ödü kopan yaratıklar insanlığın gözünün içine baka baka sırıtıyorlar ortada.. Tarih bunları yazıyor, hafızalar bunları kaydediyor sürekli..

 

İnsanlar çaresizlik içinde Filistin'de.. İnsanlar aç! İnsanları çepeçevre ölüm korkusu kuşatmış Kudüs’te.. Ve birer birer ölüyor insanlar, öldürülüyor. Diri diri boğazlanıyor insanlar.. Anlaşılan o ki zulmün medeniyeti yok, dini yok, milliyeti yok..

               

Gözler şimdi Peygamberler şehri Kudüs üzerinde.. Müslümanların ilk kıblesinde.. Kudüs, giyebilene ateşten bir gömlek! Kudüs, o bir rüya şehir.. Bir simge.. Bir yüce mânâ.. Hz. Süleyman'ın Kudüs'ü, Hz. Mûsâ'nın Kudüs'ü, Hz. Muhammed’in, o kutlu Peygamber’in Kudüs’ü.. Hz. Ömer'in Kudüs'ü ve bizim Kudüsümüz.. Kudüs'ü yüreğiyle fetheden Selahaddin-i Eyyûbî'nin Kudüs'ü.. Cadde ve sokakları, evlerinin ve mabedlerinin duvarları artık kandan, top-tüfek dumanından görünmeyen çilekeş şehir! Kudüs! Bütün dinlerin sevgilisi.. Bizim en sevgilimiz! Hz. Peygamberi konuk edip göklere, yüceler yücesine uğurlayan kutlu mekân, mübarek belde! Ey güzel şehir .. Dualarımız hep aynı: Rabbim seni korusun!.. Sevgililer sevgilisine bağışlasın seni.. Bitsin bu acılar, bitsin bu kan ve bu gözyaşı.. Yüzün gülsün artık senin de ey bahtsız şehir!

               

Hiç şüphe yok ki ateşi güle çeviren güç, bir gün görünecektir. Yüreği yanmış yetimlerin feryatları, bir gün sağır kulakları delecektir. Bütün Filistinli analar yavrularını yitirseler de, bütün Filistinli çocuklar annesiz ve babasız kalsalar da toprağa düşen tohum bir gün çatlayacaktır.

 

Neredesin ey aşk? Ey sevgi neredesin? Nerelerdesin ey merhamet, ey insanlık neredesin? Kudüs seni bekliyor dön artık..!

 

 

Bir Kerbelâ’dır Şimdi Kudüs / Rıdvan Canım

 

Sen bilmiyorsun Filistinli kardeşim

Bu yangın / seni ve beni yakan bu ateş

Yüreğimizdeki Hüseyn ateşidir

Bilmiyorsun

Ondandır coğrafyamızın Kerbelâ’ya dönüşü

Aylarımızın Muharrem oluşu ondandır

Bilmiyorsun..

 

Ah Kerbelâ bakışlım

Bak nasıl da sığmıyorsun şimdi cennete

Ve nasıl da kuduruyorlar sen cennete sığmadıkça

Susmadıkça ezanlar Gazze’de

Nasıl da çıldırıyorlar

Ve sen komşu oldukça Hüseyn’e cennette

Nasıl da burunlarından soluyorlar bak

Çıfıt sürüleri nasıl Yezidleşiyorlar

Sen secdeye kapandıkça..

 

Yetmiş iki yerinden vuruyorlar

Düşmüyorsun

Yetmiş iki gül birden açıyor gül bedeninde

Yetmiş iki yürek patlıyor korkusundan

Nasıl da gözlerin Kerbelâ oluyor birden

Yüreğin nasıl da Filistin’e benziyor

Nasıl da..

 

Bak Filistin de artık Kerbelâ

Ramallah, Gazze, Kudüs hep olmuş Kerbelâ

Kerbelâ şimdi Ürdün ve Lübnan

Irak, o ezelden Kerbelâ

Afganistan, Çeçenistan Kerbelâ

Bosna, Kosova âh Kerbelâdır Kerbelâ

Yüreklerimiz / coğrafyamız baştanbaşa Kerbelâ

Aylarımız hep Muharrem

Yüreklerimiz Kerbelâ…



PAYLAŞ