Dostlarla Seyran
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 11 Mart 2018   |    264 Kişi tarafından görüntülendi.

Kaç zamandır bir koşuşturmanın içindeydim. Projeler, dersler, yazılacak yazılar, raporlar, okunacak tezler… Şikâyetçi değilim; lakin Bursa’da yaşayıp da üç aydır Ulucami’ye çıkamamak, şöyle Heykel’de dostlara selam verememek, Mahfel’de çay içememek ne demektir, bilenler bilir.


Hamdolsun, işler biraz yoluna girdi derken başka başka ödevler gelmeye başladı.


Durmak yok; çalışacağız… Hepimiz bir yerden tutup memleket için, millet için üreteceğiz. Aşkla çalışacağız. Dua edeceğiz. Şükredeceğiz.


Ama bir yerde de durmak lazımdı; baharın rengini kokusunu duyumsamak. Toprağa dokunmak. Gökyüzünü temaşa etmek. Nefes almak. Biraz soluklanmak lazım… Öyle yaptım. Dün öğleden sonra kısa bir süreliğine de olsa köye gittim. Asmayı ve ayva ağacını budadım. Bir fidan diktim. Çizmelerimi giydim, yağmurla yoğrulmuş, suya kanmış toprağa dokundum. Çimlerin üzerinde ağaç kestim. Yoruldum.


Bedenen yorulmak, iç âlemimizi dinlendiriyor olmalı. Toprağa dokunmak ruhu dinlendiriyor. Sessizlik ve yağmur sonrası tabiatı dolduran o rayiha sükûnet bahşediyor. Tabiat yenilenirken siz de yenilenmiş oluyorsunuz. Tazeleniyorsunuz.


Pazar’ın sabah vaktini gene kütüphanemde geçirdim. Ama öğle namazında Ulucami’de olmam gerekiyordu. Bugün merhum Ertuğrul Seyhan ağabeyin irtihalinin kırkıncı günü. Kızı haber yollamıştı; Ulucami’de Mevlîd-i Şerîf okunacak. Bitmedi çalışmam… Ama hayır, dostun anıldığı mecliste olmalıydım. Kalktım, gittim. Mustafa Kara hocamız ve şairimiz İhsan Deniz de oradaydı. Birlikte gönüllere şifa olan Mevlid-i Şerîf’i dinledik; sonra Kara Hocanın davetiyle Lâlezar’da ve bilahare Mahfel’de nefeslendik. Vakit bereketlendi.


Cemaatten destur isteyip, ayrıldım. Ama ayaklarım beni Sönmez’e, kaç zamandır uğrayamadığım Sami Beyin Eser’ine götürdü. Aklımda Ahmedî var. Recep Toparlı’nın yüklediği vazife… Eser’de Ahmedî’ye dair hiçbir şey bulamadım. Ama nasibimize oracıkta bekleyen, Vak’a-i Kerbelâ’yı ve bir iki kitap ile vuslat vaki oldu. Dostlar geldi; çaylar geldi, kitaba dair hoş sohbetlerle şenlendik.


Sönmez’den Abdal Mehmed’e doğru inerken, aklımda irfâni şiirimizin son temsilcilerinden biri olan Ertuğrul Seyhan ve hatıralar vardı… Eve dönmek için metroya bindiğimde yeniden basılıp Mevlid Şekeri olarak misafirlere ikram edilen Gülzâr-ı Tasavvuf adlı Divânı yoldaşım oldu. İşte insan bu, bir varız bir de yok… Fakat yine de üretecek, yine de yazacağız. Ertuğrul ağabeyden geriye şiirler ve o doyumsuz sohbetleri kaldı.


Rahmet olsun... Tüm geçmişlerimize rahmet!



PAYLAŞ