Bizim Ele Bahar Gelmiş
Yazar: Sündüs Arslan AKÇA   |    Yayın Tarihi: 18 Mart 2018   |    359 Kişi tarafından görüntülendi.

Gün telaşları kundaklayıp yavaş yavaş çekildi aradan. Gün batımı da kızıllığını omuzlayıp gitti. Bir ‘’ben’’ kaldı pencerenin kenarında elinde bir bardak çayı ile uyanan tabiatı temaşa eden. Zamanının büyük bir bölümü çocuk ve zil sesleri arasında geçen bir öğretmenin yorgunluğu da anca çayla çıkar. Hafif bir müzik ve baş başalık…    

Dağların arasına sıkışmış bu şehrimde hala yeşil rengi direniyordu.  Şehrin içi beton yığınına çoktan dönmüş. Sevimsiz çatılar ve yükselen binalar bütün estetiği alt üst etmiş.

 Yine de çok insana göre elbette ki şanslıydım.  Sabah perdelerimi açtığımda yeşilin hakim olduğu dağları görüyordum.

Bir yandan çayımdan yudumlarken bir yandan da sosyal medyadan güne düşenleri okuyorum.

Şiirle hemhal olanın sayfasına da düşen mısralar ve köşe yazıları elbette ki.

      Mesaj kutuma düşen bir nevruz çiçeği… Hem de memleketten sevgili hocam göndermiş. Hani az da olsa özlemime iyi gelir düşüncesiyle.

 Bir anda çehremde anlık duygu geçişleri raks etmeye başladı.

Doğup büyüdüğüm topraklardan gelen nevruz çiçeği, ıssız koylarıma çekildiğim şu akşam saatlerine ne hoş bir rayiha bıraktı.

Bizim ele bahar gelmiş. Toprak uyanma hevesinde ve yer yer çatlayıp, bağrından rengarenk çiçekler sunuyor tabiata. Kıştan kalan melâl bakışlarımızda hafif kıpırdanmalar... Hayata yeniden tutunma çabaları...

    Anadolu’nun çoğu yerinde yetişen Nevruz çiçeği, kışın ruhlarımızda bıraktığı durağanlığı bir anda harekete geçirir. Baharın kapılarını aralar ve içimizdeki çocuğun çayıra yeni çıkmış bir kuzu gibi zıp zıp zıplayışlarını hissetmeye başlarız.

Nevruz Türk dünyasında da coşkuyla beklenir. Baharın müjdecisi olarak bilinir ve birçok etkinlikle kutlanır. Dirliğin, tazeliğin ve gençliğin simgesi olarak karşımıza çıkar.

 

    Nevruz, çocukluğumun çiçekli bahçelerine götürdü bir an. Mahallemizdeki arkadaşlarımla kırlarda endişesiz dolaşmalarımız geldi aklıma. Bu yaramazlıkları yaparken ailelerimizi bilgilendirdiğimiz de yoktu. Aklımızda korku, endişe de... Şimdilerde memlekete her gidişimde o karşı dağları izler ve çocukluğumda karış karış nasıl dolaştığımı düşünürüm. Tam çocuklukmuş işte. Annemiz bilse oralara gittiğimizi sadece terlik yemekle kalmazdık herhalde. Ama uyanık çocuklardık, ser verir sır vermezdik.

 Bizden biraz daha büyükler vardı. Doğadan topladığımız bitkilerden yenilenleri söylerlerdi ve her bitkinin farklı bir ismi. Anca tanışıyordum onlarla.

 

Rahmetlik annem çok anaç bir kadındı. Çocuklarını şartların elverdiği ölçüde mahrum etmezdi güzelliklerden.
Bahar bayramı yani nevruzda hazırlıklar yapar, bizleri de yanına alarak kafa dengi komşularıyla pikniğe götürürdü. Nasıl da mutlu olurduk. 
Piknik demezdik o zamanlar, kıra gidiyorduk.
Ve gittiğimiz yerler Fırat'a yakın yerlerdi.

Şimdilerde, ayağımızı sokup 5 dk bekleyemediğimiz bu suda yarı belimize kadar girer, oynardık. 
Yine çocukluk diyorum. Üşüdüğümüzü bilemiyorduk galiba. Bilsek de dile getirmiyorduk. Su ile oynamaktan mahrum edilmek vardı sonuçta.

Yarı belime kadar ırmağın içindeydim. Sonra başını gösteren bir kayanın üzerine çıktım. Nil Burak edasıyla elimi, mikrofon yapıp başladım ‘’ Boş vere boş vere ne hale geldik. Her yüze güleni biz dost bildik. Geçti yıllar bir su gibi, nerelerdeydik… nerelere geldik…’’ O yaşta neler de biliyormuşum.

     Sonra ıslanan giysilerimizin üzerimizde kurumasını bekleyip evin yolunu tutuyorduk. Akşam ezanından önce evde olmak lazımdı. Ezan vakitlerine endeksli bir disiplin vardı hanemizde.

    

       Bir nevruz çiçeği nerelerde dolaştırdı akşam akşam. Memleket kokan anılara doğru bir yolculuk yaptırdı. Hatırlandıkça dudak kıvrımımda buruk bir tebessüm ve çokça bulutlu gözlerle baş başa bıraktı.
Ve giden gitmişti.
Yine nevruzlar açmıştı. Kırlarda özgürce dolaşan çocuklardan eser yoktu artık.
Yol boyu türküler söyleyen toy çağımız da bırakmıştı bizi.

Gri rengi hakimdi alabildiğine...

Nevzat Çelik’in dizelerini düşürdü  aklıma

‘’önüm arkam
sağım solum/ beton
hey toprak
neredeysen çık’’

Şimdilerde bahar kokulu anılarla avunuyoruz çokça…

   Anıları olmayan nesilleri düşündükçe….

 



PAYLAŞ