Teknoloji ile İmtihanımız
Yazar: Düşünce Günlüğü   |    Yayın Tarihi: 10 Nisan 2018   |    193 Kişi tarafından görüntülendi.

Eskiden şehirlerarası otobüste yolculuk yaparken, otobüsün içinde, kaptan şoför bile sigara dumanından neredeyse görülmezdi. Herkes yanındakine sigara ikram ederdi.
Otobüslerde büyük ekran tv'ler olurdu. Yolculuğa başlar başlamaz, bir film konur, herkes, çoğu 5. sınıf o filmi beğense de beğenmese seyretmek zorunda kalırdı. Otobüsle çok yolculuk yaptığım zamanlarda, o filmlerden birini 10 defa seyretmek zorunda kalmıştım... Tam bir Çin işkencesi...
Bir de kaptan, teybe bir kaset koyar, yolculuk boyunca kaptan ya da muavinin seçtiği müzikleri dinlemek zorunda kalırdık.
Çoğunlukla arabesk ya da pop çalardı. Daha önceleri hafif müzik denilen bir tarz olurdu.
Peki, şimdi nasıl oldu? Daha mı iyi oldu?
Büyük tv ekranları küçüldü, her koltuğun arkasına geldi. Herkes aynı filmi izlemek, aynı müziği dinlemek zorunda değil.
Sigara otobüslerden kaldırıldı... 
Şimdi ne var?
Şimdi, herkesin elinde cep telefonu.
Dakkada bir, birinin telefonu çalıyor.
Ankara'nın bağlarından, aramazsan arama yare, yollarına yollarınadan, ceddin dedene, o sen olsan bariden, horoz sesine kadar çeşit çeşit, sonuna kadar açılmış sesiyle arama müzikleri. 
Bitti mi, bitmedi.
Herkesin bildirim sesi sonuna kadar açık.
Malum, her zaman önemli kişisel haberler bekleyen bir milletiz. Gelen bildirimden haberimiz olmazsa hasta oluruz. 
Feyseten, watsaptan kime bildirim gelmiş, teker teker sayabilirsiniz.
Tak tak tak, doying. ciyuuv... çeşit çeşit iğrenç sesler. Defalarca duyarsınız..
Hele bir de birbirinden ayrılan kız erkek yakınındaysan. Yandın. Otobüsten in, yürü daha iyi... Son el sallama hareketiyle eller telefona gider ve o yolculuk bitene kadar sürer. Evet şimdi, çocuk yazdı, sıra kızda. Kız yavaş yazıyor galiba... Ya da uzun yazıyor. Karşılıklı 589.cu mesajı gönderiyorlar.
Yolculuk, ding dogn, doing, tak tak, ciyyuv, sesleri arasında mahvolur. 
Bir de o metalik kuş ötüşü sesi var ya ondan tam anlamıyla nefret ediyorum. Hiçbir kuş o kadar itici ötemez. 
Ya o tuş sesi açık olanlar. Bir insan, yazdığı yazının çıkardığı tuş sesini duymaktan nasıl bir zevk alır kardeşim? Tak tak tak... Metin yazılımı bitene kadar. Hele bir de yavaş yazıyorsa....Nedir bu Allah aşkına! 
Telefon konuşmalarımız ise tam düşman başına...
Bir defasında, önümdeki koltukta bir hanım oturdu. Gidene kadar çalıştığı iş yerindeki tüm çalışanların kiminle çıktıklarına, kiminle pişti olduklarına, gittikleri kuaföre kadar öğrendim. Nejla'nın son saç rengi çok çirkin olmuş. Koyu renkler, yaşlı göstetiyor onu. Melahat ile o çocuk, birbirine uymamış. Yok o kaş bilmem kime yakışmamış. "Sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun kardeşim. Bi de kendine bak." diyesim geldi...
O yaşlı teyzelerimiz... Canlarımız... Yolculuk bitene kadar, ilahili cep telofonu hiç durmaz ve son sestedir. Zira kulak az duyar... Tüm evlatlar, torunlar arar. Her birine, her seferinde yanındakine sorulup öğrenilen yer söylenir... 
Telefonda, muhatabına kayınvalidesini çekiştiren hanımlara ne demeli?
"Ama hep oğlanın annesi çekiştirilir... Kızın annesi melek..." diyesi geliyor insanın.
Ne konulara, ne konuşmalara tanık oluyoruz istemeden.
Konuşulanların mahremiyeti bir tarafa... O gündeme bile gelmiyor...
Telefonla bildirim sesi açık oyun oynayanları unuttum sanmayım. Adamamın geldiği leveli bile çıkarabilirsiniz.
Evet, bazen muavin bey tarafından kibar uyarılar da olmuyor değil. Ama kimse bu uyarıları takmıyor... Onların da canına minnet. İkinci defa söyleme zahmetinde bulunmuyorlar... Çünkü kendisi de öyle kullanıyor.
Dünyanın, kişi başı en çok cep telefonuna sahibi olan ülkelerindeniz ama toplum içerisinde, başkalarını rahatsız etmeden telefon kullanma, telefonda konuşma görgü kuralı henüz ülkemize gelmedi.
Hasılı; tuş ve bildirim sesleriyle arabeskinden ilahisine, marşından, horoz sesine kadar uzanan repertuvarla arama müziklerinden ve konuşmalardan oluşan kocaman bir gürültü kirliliğinin içinde, yolculuk yaparken, huzurla ve sükunetle kendi içine doğru yolculuk yapmak, bir dahaki yolculuğa kalıyor...

Efdal ORHAN



PAYLAŞ