Yahya Kemal'de Tarih Şuuru ve Milliyet Telakkisi
Yazar: Mustafa ÖZÇELİK   |    Yayın Tarihi: 18 Nisan 2018   |    171 Kişi tarafından görüntülendi.

Yahya Kemal’i dün olduğu gibi bugün de önemli kılan şey hiç şüphesiz ki şairliğidir. Yahya Kemal, devrinin fikrî kargaşa ortamında belli ve yerli bir sanat, kültür ve medeniyet görüşüne düşe kalka da olsa ulaşmak isteyen bir aydın portresidir. Onun bu yönünü, hayatının değişik safhalarını inceleyerek daha net bir biçimde görmek mümkündür. O, devrinin etkili bütün fikir akımlarından etkilenmiş olsa bile Batıcılıktan Sosyalizme, Türkçü-Turancı tarih ve milliyetçilik görüşünden Anadolu’yu esas alan tarih ve milliyet görüşüne uzanan dağınık, birbirine zıt fikrî arayışların insanı olarak çıkmaktadır karşımıza.  

Hatta onu bir ara Yakup Kadri’yle birlikte tarih tezi olarak nev-yunaniliği seçmiş birisi olarak da görürüz. Fakat onun ulaştığı son noktada kimlik değerleri, Malazgirt savaşıyla birlikte Anadolu’da başlayan tarih, bu topraklar üzerinde yaşayan millet ve onun kültür, sanat ve medeniyet verimleridir. O, arayışları sonunda Batıyı da reddi mümkün olmayan bir realite olarak kabul ettikten sonra geleceğe uzanan fakat kökü mazide olan bir görüşle Anadolu Türk Milliyetçiliği olarak isimlendirilebilecek bir noktada karar kılar. Fakat Yahya Kemal’in bu noktaya gelmeden önceki arayışları hayli ilginçtir ve onun şahsında o dönem aydınlarının çelişkilerini, arayışlarını ve ulaştıkları yeri göstermesi açısından şairin durumu ayrı bir önem taşımaktadır. 

 

Yahya Kemal’in müspet sayılabilecek kişilik ve düşünce özelliklerinin temelinde ilk çocukluk yıllarının etkileri yatar. O da hemen bütün Osmanlı çocukları gibi Müslümanlık ruhunun yaşadığı bir aile ortamında dünyaya gözlerini açar. Kişiliğinin oluşmasında bu müspet çevre ve özellikle dindar bir kadın olarak tanıttığı annesinin telkinleri, diğer yandan da Osmanlı fikir hayatına yeni yeni girmeye başlayan Avrupai fikirleri benimseyen babasının etkileri göze çarpar. İlköğrenimini de bu ikili kültüre uygun bir tarzda, önce eski usulle öğrenim yapan bir okulda, sonra da yeni açılan ve Batılı tarzda öğrenim yapan Mekteb-i Edeb’te, tamamlar. İstanbul’a geldiği yıllarda ise yine aynı ikilemi doğuracak iki kişinin etkisi altına girdiğini görürüz. Bunlardan birincisi millî musikinin o devirdeki güçlü temsilcisi Hacı Arif Bey, diğeri devrin ünlü batıcısı Şekip Bey’dir. Yahya Kemal’i Şekip Bey öylesine etkiler ki onun Paris’e gitme telkinleri sonucunda Paris’e kaçar. Hacı Arif Bey’in etkisi ise asıl gücünü daha sonra ve daha derin bir şekilde gösterecektir. 

Paris, Yahya Kemal’in hayatında çok önemli bir yer işgal edecektir. Devrinin bütün aydınları gibi, bize ait bütün değerlere düşman olarak Paris’e gidecek ve oradan şuurlu bir aydın olarak dönecektir. Yahya Kemal’in nesli için bu ülke bir “zindan”, Avrupa ise “nurlu bir âlem”dir. Gençlerin böyle düşünmelerinde Tevfik Fikret ve Halit Ziya gibi Batıcı yazarların hayli etkileri olduğu bir gerçektir. Meşrutiyet’in ilanı onlar, daha çok bu açıdan ilgilendirir. Rıza Tevfik’in şu sözü o dönem aydınlarının psikolojisini çok iyi yansıtır: “Milletin her ferdi bir defa Avrupa seyahatine çıkmalıdır, bir vatandaş olarak oradaki kaldırımları görse mahz-ı hayırdır..  

Yahya Kemal, Paris’teki ilk günlerinde tam bir bohem hayatı sergiler. Bir süre sonra ise onu Genç Türkler’in arasında görürüz. Bir yandan da Fransızca öğrenmekte ve Paris Sosyal Bilimler Mektebi’ne devam etmektedir. Bu yıllar Avrupa’da din düşmanlığının iyice arttığı ve sosyalist cereyanın başladığı yıllardır. Yahya Kemal, çok geçmeden bu hareketlerin içinde yer alacaktır. Tam bir milliyet düşmanı ve Avrupa hayranı olarak sosyalistlerin mitinglerine katılır, büyük bir coşku ile Enternasyonal’i söyler. Çocukluk yıllarına münhasır kalan din duygusu tamamen kaybolur ve kendi ifadesiyle dinsizliği iyice artar fakat bütün bunlar onu tatmin etmez. Bu renkli hayat içinde boş kalan zamanlarını okumaya ayırır. Durmadan okur araştırır.  

Bu okumalar neticesinde Batı kültürünü yakından tanır. Kendi milleti ve kültürüyle ilgili olan psikolojik eziklik yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Özellikle öğrenim gördüğü okulda Albert Sorel’in dersleri onu tarih ve tarihimiz üzerinde düşünmeye sevk eder. Artık düşünce dünyası büyük değişikliklere hazırdır. Yine bu sıralarda Fransız şiirinin güçlü temsilcilerinin dindar, tarihe bağlı kişiler olması onun el yordamıyla da olsa bazı gerçekleri görüp anlamasına sebep olu. Bu noktadan sonra onu kendimiz üzerinde düşünmeye başlayan biri olarak görüyoruz. 

Kendi gerçeğimiz olarak ona ilk ipuçlarını veren şeyler, Osmanlı tarihi ve bu tarihin muhteşem günleri olur. Derin bir mazi merakıyla tarihimizi incelemeye başlar. Fakat tarih konusunda zihnini meşgul eden mesele Ziya Gökalp’ın temellendirdiği Osmanlı öncesi Türk tarihi fikridir. Önceleri cazip gelen bu fikirle aşırı bir Türkçü-Turancı olur. Fakat bu tutum uzun sürmez ve sonunda Ziya Gökalp’inkinden farklı, yepyeni bir tarih görüşüne ulaşır. Bu yeni anlayışa ulaşmasında Camille Julian’ın bir cümlesi, önünü aydınlatan ve belki de onu kendisine getiren bir rehber olur. Cümle şudur: “Fransız milletini bin yıllık Fransız toprağı var etti.” Kendi ifadesiyle bu cümle onun için bir hareket noktası olur ve millî tarihimizin başlangıç, olarak Türklerin Anadolu’ya yerleştikleri 1071 tarihin, esas alır. Bu teze göre “Malazgirt muharebesinin açtığı bu yem yatanda, yeni bir millet, üst üste kan çatışmalarıyla yeni bir ırk teşekkül etmiştir.." Bu tezle nev-yunanilik ve Akdeniz medeniyeti görüşünden de vazgeçmiş olur. Böylece Yunan kültürünün yerini Osmanlı-İslâm kültürü alır. 

Bu noktadan hareket edilerek doğrudan İslâm realitesine varmak bir bakıma kolaylaşmış olur. Onda İslâm, zihnini sık sık meşgul eden, zaman zaman ruh sıkıntılarına yol açan bir  meseleye dönüşmeye başlar. İnanılan, beğenilen ama tam anlamıyla yaşanılmayan fakat yaşanamadığı için de azap duyulan bir meseledir. En büyük ruhî coşkuyu milletinin bütün fertleriyle kıldığı bir bayram namazında bulacak fakat İslâm’ı bir sistem olarak tarihi, kültürü, sanatı, medeniyeti kuran asıl gerçek şeklinde görmeye yanaşmayacaktır.  

Dolayısıyla o, İslâm’ı milliyetin bir realitesi olarak kabul edecektir fakat böyle de olsa özellikle Paris sonrası İstanbul’a döndüğü yıllarda yaptığı çalışmalarıyla kendi gerçeklerimize düşman edilen bir nesle bize ait değerleri benimsetme çabası önemlidir ve bu önemden dolayı daha sonraki dönemlerde daha net olarak görülebilecek bazı gerçeklerin görülmesinde hayli etkili olmuş bir çaba olarak her türlü takdirin ötesindedir. O dönemin gençliği, onun sohbetleri şiirleri, nesirleri ve konferanslarıyla İslâmiyet’e, Osmanlıya’ tarihe, millî kültüre daha müspet bir gözle bakmayı öğrenecek, böylece köksüzlüğün hüküm sürdüğü bir dönemde onun tuttuğu ışıkla mazi, geleceğin kurulmasında etkili bir faktör olacaktır. 

Kurulu düzenlere zıt düşen fikirlere sahip olmanın riski her zaman için vardır. Gerek bu riski göze alamama gerekse kişiliğinden doğan zaaflar ve gerekse devrinin şartları ne yazık ki karşımıza gerçeği satıhta gören ve gösterebilen bir insan çıkarmıştır. Böylece o, Necip Fazıl’ın deyimiyle gerek Batıyı gerekse Doğuyu plastik hadler içinde kavramış ve bu kavrayışla yaşamış ve yaşatmıştır. Fakat “Ezan ve Kuran” ve “Ezansız Semtler” başlıklı makaleleri; “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”, “Selimname, “Atik Valde’den İnen Sokakta” gibi şiirleri, güçlü fikir sistemi ve tez haline getiremese de Yahya Kemal’i İslâm’la şereflenen bir milletin evladı olmanın mensubiyet duygusunu ruhunda hisseden olarak karşımıza çıkarmaktadır. Belki de onun gerçekleştirebilmiş olsaydı asıl özelliği bu yönünde ortaya çıkacaktı. 

Sonuç olarak onu öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mısraları içinde anmak gerekiyor herhalde. “Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında.” Yahya Kemal de ne bütünüyle bizden oldu, ne de bizim dışımızda kaldı. Boşlukta kalan Tanzimat sonrası aydınlarının trajedisi onu da kıskacına aldı. Fakat o, Doğu-Batı arasında gidip gelirken zaman zaman bu kıskaçtan kurtularak bazı gerçekleri yakalamayı başardı. Dolayısıyla Batı konusunda Fikret’ten milliyet ve tarih konusunda Gökalp’ten daha tutarlı bir noktaya geldi. 



PAYLAŞ