Çanakkale'yi Geçmenin Truva Atı
Yazar: D. Mehmet DOĞAN   |    Yayın Tarihi: 19 Nisan 2018   |    166 Kişi tarafından görüntülendi.
Truva, Troia, Troy, Troya...Çanakkale’de tarih, bu nasıl yazılacağına bir türlü karar veremediğimiz yerde başlatılıyor.

Efsanesi büyük bir yer Truva, Troia, Troy, Troya... her neyse!

Eski Yunan’ın destan şairi Homeros kendisinden 4 asır öncesinin Troya Savaşı’nı hikâye ediyor; Akhalarla Troyalıların savaşı bu. Akhallılar Yunanistan’dan geliyor, Troya’yı ele geçirmeye çalışıyorlar. Savaş 10 yıl devam ediyor ve nihayetinde Troya (İlion) Akhalar tarafından hile ile, tahta bir at kullanılarak ele geçiriliyor, yakılıp yıkılıyor... Bu bir masal, bir efsane... Homeros’un düzdüğü epik bir hikâye. Acaba bu kör şairin Troya’sı (İlion) burası mı? Troya ve Troya Savaşı tamamen bir şairin uydurması olabilir mi? Bütün bunlar ihtimal dahilinde. Öyle bir dönem ki, efsane tarihe kılavuzluk ediyor. Kılavuzu efsane olanın hali nice olur, siz tahmin edin! Bugün o efsane üzerinden bir kültürel mücadele yürütüldüğünü düşünmeden edemiyorum.  

Çanakkale Zaferi’nin 100. yılının hemen ardından bu muhtevayı silmek istercesine Troya yılı ilan edilmesine ne demeli?

Akhalılarla Troyalıların savaşı bir batı doğu savaşı gibi görülmek istenmiştir. Batı hileyle de olsa kazanmıştır savaşı! Batı üstünlüğünü hâlâ Troya üzerinden anlatıp duruyor!

Biz kendi efsanemize dönelim...Bizim Çanakkale tarihimiz yüz yıllık efsane! Gelibolu muharebeleri, tek dişi kalmış canavara karşı efsanevî mukavemetimizden başka bir şey değil. Umulmadık güçlü bir direniş. Kendi tabirleri ile “hasta adam”ı can damarını keserek erkenden öldürmek istediler. Balkan savaşının üzerinden üç yıl geçmişti...

Saldırı planlarını Osmanlının Balkan hezimetini esas olarak yapmışlardı. Osmanlının tükenişinin ilanıydı Balkan savaşı. 1. Dünya Savaşı’nın zafere ulaştırılması için kesin sonuçlu bir hamle tasarlanmıştı. Bu hamleyi neyin akim bıraktığını savaşa kaymakam (yarbay) olarak giren, mirliva (tuğgeneral) olarak çıkan Mustafa Kemal 10 Ağustos 1915’te birliklerimizin mukabil taarruzunu tasvir ederken anlatıyor: “Bir saniye sonra düşman siperleri içinde asumanî bir gulguleden başka bir şey işitilmiyordu: Allah, Allah, Allah!...”

Gelibolu yarımadasında atılan her adım tarih denilen binlerce yıllık efsaneye doğru bir yürüyüştür!

Bundan üç sene önce “100 yıl sonra İlim Heyeti Çanakkale’de” programını icra etmiştik. Savaş devam ederken Harbiye Nezareti’nin daveti ile bugün Suriye, Irak, Filistin, Lübnan, Ürdün sınırları içinde kalan Osmanlı vilayetlerinden ilim adamları, yazarlar ve gazeteciler davet edilmiş, cephe gezdirilmiş ve heyet mensupları vilayetlerine döndükten sonra arapça bir kitap yayınlanmıştı. Yüz yıl sonra bu kitabın arapça aslını ve türkçe tercümesi ile birlikte heyetin kılavuzluğunu yapan Ali Vahid beyin hatıratını yayınlamış ve ilave olarak aynı maksatla davet edilen heyet mensuplarının intibalarını ihtiva eden kitabı türkçe-arapça neşretmiştik.

Bu defa Türk Düşüncesinde Yerlilik ve Millilik Sempozyumu dolayısı ile Çanakkale’deyiz. Ev sahibimiz Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi. Atatürk Araştırma Merkezi tarafından desteklenen programın faaliyet ortağı Türkiye Yazarlar Birliği...

Çanakkale Üniversitesi’nin değerli rektörü Yücel Acer, günümüzde çok sözü edilen yerlilik ve millilik kavramlarının ele alındığı ilmî bir toplantı yapılması için her türlü imkânı seferber etti. Türkiye Yazarlar Birliği’nin 40.yılı faaliyetlerine bu vesile ile Türk Düşüncesinde Yerlilik ve Millilik Sempozyumu girmiş oldu, hem de yerlilik ve millilik bahsi açıldığında ilk akla gelen yerlerden birinde, Çanakkale’de yapılacak bir toplantı bize çok cazip geldi. Memiş Okuyucu mevzuyu epeydir dile getirip duruyordu. TYB Yönetim Kurulu üyesi Murat Erol’un Yerlilik Düşüncesi kitabı bu konudaki birikimini ortaya koyuyordu. Çanakkale Üniversitesinden Feridun Hakan Ozkan’ın da katılmasıyla iki günlük yoğun bir sempozyum programı hazırlandı. Farklı kesimlerden katılım sağlanmasına bilhassa dikkat edildi. Böylece konu ilk defa bu kadar kapsamlı şekilde hem de bir üniversitenin çatısı altında tartışıldı. İnşaallah kitabı yayınlandığında güzel bir başlangıç olduğu bir daha görülecek.

Benim açımdan mahsus bir değeri var bu toplantının... Yazarlık hayatımızın 50. yılını 70. yaşımızla geride bıraktık. 70. yılımızda Ankara Yıldırım Bayezid Üniversitesi bize fahri doktora tevcih etmek kadirşinaslığında bulundu. Metin Doğan rektörümüz tıp alanından, fakat kültürel alâkaları güçlü; bir fikir emekçisinin yarım asırlık gayretlerinin takdiri bunun delili.

Bu defa çok farklı duygular içindeydim. Çanakkale adı çok küçük yaşlarda zihnime silenmemek üzere kazınmıştı. Hayatta olan Çanakkale gazilerinin hikâyelerini dinleyerek büyümüştüm. Bu savaşlar savaşının milletimizin zihninde meydana getirdiği tesirleri böylece derinden hissettmiştim. Osmanlığının büyüklüğüne yakışır emperyalizme karşı son güçlü mukavemet hamlesi bugünkü varoluşumuzun temeli.

Çanakkale, Gelibolu tarihen fevkalade mühim bizim için. Bir Ankaralı olarak bu önemin oluşumunda Ankaralı Yazıcı Salih ve onun oğulları Hacı Bayram-ı Veli bağlısı Mehmet’in Muhammediye ve Ahmed Bican’ın Envarülaşıkin isimli eserlerinin zihin dünyamızdaki yüzyıllar süren güçlü tesiri unutulmamalıdır. O büyük zaferin arkaplanında bu eserlerin beslediği halkımızın din, millet ve vatan aşkı var. Süleyman Paşa’nın Çanakkale boğazını sallarla geçerek Rumeli fethini başlatması tarihimizin dönüm noktalarından. Onun Bolayır’daki türbesinin yanında 19. yüzyılın büyük vatan şairi Namık Kemal’in kabrinin olması da tesadüf değil.

Çanakkale Üniversitesi tarafından naçiz şahsımıza fahri doktora payesi tevcihi bu arkaplan düşünüldüğünde fevkalade heyecan verici. Değerli rektörümüz Yücel Acer başta olmak üzere bütün ilgililere kalbî teşekkürlerimi sunuyorum.



PAYLAŞ