Ahlaka Yolculuk
Yazar: Prof. Dr. Celal TÜRER   |    Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2018   |    820 Kişi tarafından görüntülendi.

Ahlak gönüllük esasına dayanan ve bir ömür boyu süren hayat işçiliğibizatihi insan olabilme mücadelesinin adı olarak nitelendirilebilirBu mücadele hiç te kolay geçmez; zira saflık ve uyum arayışımız çoğu kez sarsıntılarla dolu ve sıkça mutsuzlukları ihtiva eder. Bu anlarda genellikle hayat sevincimizin azaldığı ve nihayetinde dünyanın görkeminin gözümüzün önünden kaybolduğuna tanıklık ederiz. Gerçekten ahlaki hayat ile zihinsel yapımızın bölündüğü, zayıflık ve güçlülüğün birbirine karıştığı ve nihayetinde ruhumuz ile bedenimizin savaştığı bu hallerdmanevi evimizin hasara uğradığı, çoğu kez yaşamaktan zevk almadığımız, melankolik bir hal görülür. Bu mücadele döneminin kendine özgü niteliği çoğu kez mutsuzluk (depresyon) olarak tezahür eder.  Eğer dini kaygılar taşıyorsak mutsuzluğumuza, pişmanlık duygusu, içsel değersizlik ve yanlışlık duygusu eşlik eder. Başka bir ifadeyle dindarlık bilincimiz Yaratan ile yanlış bir ilişki içerisinde olduğumuzu haber verir.  Bu durum insanın içini kaplayan bir yandan fiili diğer yandan ideal olan bir mücadeleye; kendinden nefret etme ile kendine dair ümidi yitirme şeklinde görülen bir melankoliye dönüşür. Bu melankolik halin çoğu kez kendini suçlama ve günahkârlık şeklinde ortaya çıkışı; uyumsuz kişiliğin yansıması olarak uzun süredir tâbi olduğu eski iradeyi suçlayışı, onu aşağılayan ya da onu terk etmenin gerekliliğine inanan ve bunun sonucunda yeni bir iradeye dönüşen tezahürü yeni bir kişilik ya da hayat arayışına dönüşür. Bu noktada bireyin kendi arzularına güvenmek yerine; Yaratanın sevgi ve merhametine sığınma ve Sonsuz’a teslim olma reçetesini seçmesi, uzun sürecek şifaya bağlanması hayati bir seçimi yansıtırZira yaşamaya tereddüt ettiğimiz ve derunumuzda bulunan umutsuzluk hastalığına kapıldığımız bu zamanlarda tadına varamadığımız, çoğu kez fark etmediğimiz iyilikleri hatırlamak, huzursuzluktan sakin sulara çıkmayı başarmak ahlaki mücadelede kurtuluş vesileleridir. 

Ahlaki mücadele sürecimiz yavaş yavaş gerçekleşebildiği gibi birden bire de olabilir. Güvensizliğimizi gizleyen örtünün yırtıldığı varoluşsal süreçte; sağlamlık, istikrar ve denge olguları ile öfke ve kaygılarımızdan ve bunlara bağlı bunaltıcı ve küçültücü tutkularımızdan birdenbire kurtulabilirizZayıflıklarımızı yansıtan bu halleri tam bir güven haline dönüştürdüğümüzde; dünyanın bize karşı iyi davranmaya başladığını, her türlü duruma karşı koyma gücümüzün arttığını, her şeyi sevme ve olumlu karşılama eğilimimizin bir tavır haline geldiğini görebiliriz. Umutsuzluğun ve anlamsızlığın ortadan kalktığı bu süreçte Sonsuzgüven ile yaşam tekrar yaşanabilir ve bir sevinç haline dönüşebilir 

Açıktır ki ahlaki mücadele sürecinde inanca sarılmak; yaşamın anlamını elimizde tutmak ve insanın kendini mahvetmesini önleyip yaşama devam etmesini sağlamak anlamına gelirBuna ilaveten varoluşumuzu ilgilendiren sorunlara karşı kendi bireysel aklımıza güvenmenin ne denli maliyetli oluşu ve inancın verdiği cevapları görmezden gelme hakkımızın oldukça bedelli olduğunu hatırladığımızda, doğru değeri ve mutluluğu seçmenin ne kadar önemli olduğunu hissederiz. Bu hissiyatın devamlılığı varoluşumuzu gerçekleştirmede diğerlerinden farkımızı, kişisel yaşam gücümüzü ortaya çıkarır. Gerçekten ahlaki mücadelede kişinin kendisini adadığı ve eylemlerine çıkış yaptığı noktaları ön plana çıkarması onun kişisel yaşam gücünün merkezini oluşturur. Yaşamsal gücün merkezi; heyecan ve harekete geçirici olan “sıcaklık” ve “canlılık” ile korunur. Bu etkilere sahip kişi; fark yaratan, mutlu bir rahatlama ile kendini tarafsız biçimde yargılayan, geniş bakış açısıyla yeteneklerine güvenen bir özelliğe sahiptir. Bu özellik, ahlaki kusurluluk ve derunumuzu inciten “günah” duygusuna karşı, birlik özlemi ya da bütün olma arzusunu seslendirir. Fiziksel ıstıraptan kurtul gibi manevi huzursuzluktan kurtulan kişi “tereddütsüz neşe” ya da coşku ve huzura kavuşur ve bu hali üzerinde gösterir 

Ahlaki mücadelede yeni iradi oluşum; ahlaki ve ruhsal dönüşümle üzerimize düşeni yapma ve olup biten hususunda da Sonsuz’a güvenmek şeklinde inşa olurUnutulmamalıdır ki kurtulmak istediğimiz kusurlar hiçbir zaman bizi bırakmayacak, erişmek istediğimiz olumlu ideallerimiz de bu dünyada gerçekleşmeyecektir. Yapmamız gereken ise bize verilmiş olanları yeniden düzenlemek ve onları daha iyi bir yaşam konusunda eğitmektir. Böylece benliğimizin kendisini içeriden yöneten merkeze yöneldiğini müşahede edebilirizBu merkez faaliyet sonucunda; rahatlama, büyük Güç’e başvurma ve başladığı işi O’nun bitirmesine izin verme ile birey benliğini yeni yaşama adayacak, dışarıdan baktığı hakikatin bizzat içinde yaşamasına izin verecektir. Bu hususun teolojik ifadesi; Tanrı’nın her işe vesile kılınması; fiziksel ifadesi ise; kişinin elinden geleni yapması, gerisini sinir sisteminin halletmesidir.  

Ahlakta kişisel yaşam gücü merkezinin çiçek açmasını sağlayan bu mücadele esasen kendimizi Cenab-ı Hakka teslim etme/me buhran/lar/ını seslendirir. Kendi ıssızlığımıza sığındıkça, ruhsal açıdan Yaratıcıdan başka yatıştırıcı düzeneğe ihtiyaç duymadıkça ve hasta zihnimizin bencil kaygılarını kapı dışında beklettikçe; coşkulu güvenin yavaş yavaş ruhumuzu iyileştirdiğini, öfke, kaygı, umutsuzluk ve diğer duygulanımları umursamadığımızı fark ederiz. İman edenler için “geçici Hayır’dan” “Sonsuz Evet’e” geçiş sürecini temsil eden bu hal; kendime yardımcı olacak ve beni kurtaracak Yaratıcı’dan başka kimsenin olmadığını fark etmektir. Bu fark ediş şimdiye kadar dualarımızın bencillik kaygısıyla, yakarışlarımızın ise Allah’ın Yüceliğini gözetmeksizin yapıldığını ifşa eder. İçimize yeni ruhun üflendiği ve İlahi bir özü paylaştığımızı hissettiğimiz bu anlar; İlahi Kudret’in lütuf ve nasip ile hayatımıza nasıl sızdığını gösterir. Bu uyanış halleri yenilenme, güvenlik, doğruluk vb. duygularla imanı kökten yeni bir doğa içinde gösterecek şekilde kendisini gösterir. Kişinin dar bir egoyla kuşatıldığı yabancılaşma duygusundan zihinsel yaşamın birliğine kadar bütün yaratılışla uyum içerisine geçtiği bu hal iman durumudur.  

Ahlaki mücadelede iman durumunda inanılan olgular yeni bir gerçekliğe bürünür ve kesinlik niteliği kazanır; güvencenin niteliği akli olmadığı için tartışmada yersizdir. Bu yüzden iman durumunun değeri; yaşamın ahlaki bakımından sonsuz olması duygusunda yatarBu hususu belli teolojik kavramlarla ifade etmek ve kanıtlamak muhtemelen ahlaki hayatın varoluşsal önemi yerine dini doğmanın güvencesini ön plana çıkarmak ya da görünmeyen hakikatlerin imtiyazını elde etmek içindir. Oysa güven/iman durumunda canlı bir şekilde yaşanan gönüllülük, kabullenme ve hayranlık; bizi huzursuzluğa sevk eden kaygıları ortadan kaldırıp huzur, uyum ve şükür içinde var olma arzumuzu ön plana çıkarmasının yanı sıra dünyanın ürkütücü gerçek-dışılık ve garipliğinin tam tersine yenilik ve neşesini ortaya koyar.  

İnsanı imrendirecek kadar mutlu yapan şey, insanın yaşamı içerisinde kanatlarını açarak yöneldiği merhamet, adanmışlık, güven ve sabır hayatıdır. Engin bir yaşamda gerçek efendilerin içinde bulunduğu bu hayat; her türlü farklı araçta bile tek bir halin yaşanması ya da manevi duygular ile kişisel yaşam gücünün daima merkezde yer aldığı ahlaki bir mücadeleyi temsil eder 



PAYLAŞ