Bayramda Vuslat
Yazar: Sündüs Arslan AKÇA   |    Yayın Tarihi: 17 Haziran 2018   |    649 Kişi tarafından görüntülendi.

Yine bir bayram günü memlekette uyanmak ne büyük lütuf. Yılın 278 günü değil de en çok 7 günün köklerinin bulunduğu yerlerden uzak geçmesi daha bir dokunuyor. Beklendiğini bilmek, bir çift feri zayıflamış gözün yollarda olduğunu bilmek ve de gelememek içinin bütün bayram coşkusunu alıyor. Bu duyguları her yıl yaşamaya da alışmıştı ruhumuz. Artık ben de bir aileyim, çocuklarım yanımda deyip kendimi motive etmeye çalışsam da çocuk kaldığım yüreklere şımarma isteğim kat kat baskın çıkıyordu. Karşılaşma anı kucaklaşma ve yürekten bayramlaşılan sahneler ömürlük saklanacak güzel anlar oluyordu.

Biz bir plan yaptık. Bayram 3 gün ve hemen ardından okul. Bir hafta sonra zaten tatil başlıyordu nasipse gelecektim. O zaman bu bayram buradaki ailemize hoşluk katalım diye karar almıştık. Büyüklerimizin yanına arefe gününden gitmeyi de alışkanlık edinmiştik. Yalnızlardı ve gözleri kapıda idi babaannemizin. Son iftar birlikte yapılıp Ramazan birlikte yolcu edilmeliydi. Ve öyle de yaptık. Babaannemiz kuzine sobanın üzerine son güne özel yemekler dizmişti. Hepsi de birbirinden güzel gözüküyordu. Ve asla ihmal edilmemesi gereken kabir ziyaretleri, dualar ölümün varlığının iliklerimize kadar hissedilişi!.. En çok etkilendiğim bir mezarın başına gelip bir de foto çekiyorum. Mezar taşında "Sündüs Akça " yazıyor. Yerine koyuyorum kendimi ve kendime hüzünleniyor dualar gönderiyorum. Akşam çay muhabbetinde dünün çocukları bu günün gençleri ile keyifleniyoruz. Ailenin en sevimli ve de cadı kızı Tuba'dan yengesine çaydanlık şakası. Haklı çocuk bu şakayı hak etmişti yengesi!..  Ona çay doldurmaktan yorulmuştu. Önce korku çığlıkları ve ardından gülümsemeler... Ve bayram sabahı sabahın dördüne kadar uyuyamayan biz erken de kalkamadık. Ee tabiki babaannemiz kızar bize. Ve her zamanki maharetli elleri ile yöreye ait börekleri, dolmaları hazırlamış uyanmamızı bekliyordu. Ve daha sonrası bayram boşluğu daha doğrusu benim içimdeki kendini göstermeye başladı ve telefonun diğer ucundaki babamın " Herkes burda bir sen yoksun yavrum. Keşke olsaydınız fakat dediğin gibi çok kısa okul var. Neyse iyi olun da gelmeyin" cümleleri...

Bayramlar tamamlanamamaktı benim için. Mesafelere kızıp durdum içimden. Bekleyişlerden gizli gizli damlalar süzdüm.  Bir suskunluk kaplıyordu dudaklarımı. Bayramın ilk gününün akşamı kendi evimize geçtik. Sitemiz boşalmıştı. Diğer zamanlarda otoparkta araç için yer bulamazken, şimdi bomboştu neredeyse. Ve 2.güne uyanış. Kahvaltı masasında kısa diyaloglar... İnsan eve sığamıyor bu günlerde. Eşime, ''hadi yakın bir yere gidelim. Samsun gibi, gezip geliriz. Canım Samsun’a gideceğimize Keban'a gidelim. Arada 2 saat oynuyor'' dedim. Birkaç cümle ve ardı herşey bir anda değişiyor. Hazırda duran valiz alınıp yola koyuluyor. Boşluğunda kıpırdanmalar ve daralmalar başladı bile... Babaya sürpriz... Anı karar alıp yola çıktığımızı söylesek de önceden planladiğımızı düşündü, inanmadı. Aman Ya Rabbim!...Bizim yaptığımız planı kim beğenmemişti!.. Elbette her şey Rabbimin  kendi planındaki gibi oldu. Taktir, babadan yana imiş demek. Çifte bayram mı olur bunun adı bilmiyorum. Her seferin de, "ya sonsa" duygusunu derinden hissettiğim babamı, ailemi komşularımızı akrabalarımı görmek nasip oldu. Ve toprağın koynunda bekleyen annem gözlerin yollardaydı biliyorum. Bak yine geldim işte.

Bayramımız bayram oldu şükür.

Çok bayramlar görelim hep birlikte.



PAYLAŞ