Milli Merkez ve Maarifimiz
Yazar: Memiş OKUYUCU   |    Yayın Tarihi: 21 Temmuz 2018   |    694 Kişi tarafından görüntülendi.

Her ülkeyi ayakta tutan, ana omurgasını meydana getiren,  zaman zaman sistemine müdahale eden, ana merkezin istikametini tayin eden yapılar vardır. İngiltere’de bu yapıyı  kraliyet ailesi temsil eder. Amerika’da muhtelif siyasal, bürokratik ve finansal yapılar sistem üzerinde söz sahibi olmakla beraber, WASP’lar olarak bilinen bir kesimin   nihai karar mekanizması olarak sistem üzerindeki müessiriyetinden söz edilebilir.

Ya Türkiye’de bu yapı deyince kim akla gelir?
Hangi kurumsal yapı öne çıkar?
Neresi tayin edici bir güç olarak kendini gösterir?

 Bu sorunun Türkiye’deki cevabı  halkın ortalamasını temsil eden, milli merkezdir.

Halkın ana omurgasını temsil eden, temel inanç dinamikleri ile beslenip sağduyulu bir kesimi içine alan milli merkez, halkın muharrik gücüdür. Halka yön veren, istikamet tayin eden, hedeflerini, kızıl elmasını belirleyen de milli merkezdir. Her asırda her devirde bu durum bu hali ile tezahür etmiştir. Şimdiye kadar bir çok kanat ya da harici müdahaleler; ülkeyi, devleti, milleti bir taraflarına yapışarak, bir yerlere çekmeye çalışsa da, milli merkez daima galip gelmiş, belirleyici güç fonksiyonunu korumuş, hiçbir başka güç milleti ve devleti istediği istikamete sürükleyememiştir.

 

Milli merkezi korumalıyız!..

 

Sağduyu, ortak akıl, millet hafızası ve tarihi birikiminin en süzme, en konsantre halidir milli merkez...

 

Milli merkezi asırların ötesinden bu tarafa taşıyan, besleyen muhtelif kanallar mevcuttur... Tasavvuf ve tarikatlarda, milli merkezi besleyen unsurlardan biridir, bir tanesidir... İlim, devlet ve millet tarihimizin özellikle son 150-200 yıllık kültür ve fikir yolculuğunda dünyadaki daha gelişmiş ülkeler karşısında bir ‘savunma’ hali yaşamaktayız!.. Proje olan ve içimizden çıkan bir gurubun son kırk elli yılda yaşattığı 'istismarcı' tutumu herkese malum oldu... Ve son yaşanan, millete yaşatılan cinnet halinin sorumlularının ‘cemaat’ adını kullanmasından dolayı, tarikatlere doğru içimizdeki bazı kesimlerde bir infial oluştu..

 Şu hususu bilmeliyiz ki; ilim, fikir, idare, devlet ve kültür sahasında yaşadığımız/yaşamakta olduğumuz problemlerin sorumluluğu müşterektir... Toplumsal olarak, hepimize aittir... Savunma siperlerinde geçen son iki yüz yıllık fikir maceramızda her kesimde muhtelif hasar, kusur ve arızi haller oluştu... Yanlış, eksik ve kusurun sorumluluğunu yalnızca bir kesimde aramak, hem meseleyi tam ve doğru anlamamızı engeller… Akabinde genele şamil olan hak ve hukuk temelli yanlışlar devam eder... Hem de milli merkezi besleyen damarları kurutmuş oluruz...

 Bir toparlanma, kendini keşfetme ve tarihi kimliğine tekrar sahip çıkma dönemini yaşamaktayız...

Hak, hakikat ve adalet kavramlarının yerli yerine oturduğu, ilim düşüncesinin bütün canlılığı Ve üretkenliği ile tesis edildiği, kapasitemizi azami seviyelere çıkaracak bir sistem kurulduğu zaman varlığımızı devam ettirecek ve çocuklarımızı kimlik ve kişilik değerleri ile mutlu olabilecekleri bir ülke bırakabiliriz...

İhtiyacımız olan; genel bir arınma, durulma ve tefekkür yüklü ortak akılla desteklenen; emek, yürek ve güç birliği yapılmış,  küresel perspektifi olan bir Türkiye için, beraberce çalışmaktır...

 Türkiye'nin yeni dönemde yeni Milli Eğitim Bakanımızdan beklentisi oldukça yüksek... Milli merkezi besleyecek, yukarıdaki saydığımız  fikir, ideal ve esasları şuur ve davranış haline getirip, hayata geçirecek yol ve yöntemlerle bezenmiş yeni bir ideal ve düşünceyi barındıran, küresel perspektiflerimize odaklı bir maarif yapılanması beklenmektedir.

Sağlıcakla kalınız efendim...



PAYLAŞ