Milli Eğitim, Milli Maarif
Yazar: Memiş OKUYUCU   |    Yayın Tarihi: 23 Eylül 2018   |    789 Kişi tarafından görüntülendi.

Maarif kavramını 18. yüzyılda hayatımıza sokan atalarımız,  ilim yolculuğumuz ile medeniyet ve kültür perspektifimizi de içine alan bir adlandırma yapmışlar.

Bizim medeniyet perspektifimizde, insanın bu dünyadaki var oluş gerekçesi ‘bilmek’ ile başlar. İnsanın yeryüzü serüveni önce ‘kendini bilme’ye dayanır.

Kimiz?

Neyiz?

Ve var oluş sebebimiz?

Sorularının karşılığı, insanın yeryüzü serüvenine cevap bulma çabasını içerir. İnsanın yeryüzündeki var oluşu işte bu soruların cevabında, ‘bilmek’ ve ‘olmak’ aralığında geçer.

Dünyamızı askeri, siyasi ve ekonomik anlamda son 150 - 200 yılda yönetenler insanın kendini bilme serüveninin dışında kalan ‘kendini bilmeyen’lerdir.  Böylesi bir dünya hengamesi içerisinde yeryüzü bir tüketim arenasına döndürülmüştür. Tüketilenler ve tüketiciler olarak görülen bir dünya algısı üzerine kurulmuş yeryüzü serüveninin saliklerinin doyma bilmeyen arzuları yüzünden yeryüzü yaşanılası bir yer olmaktan çıktı.

Gönülleri de kuraklaştıran bu kendini bilmeyenler, adeta çağdaş bir köle düzeni oluşturmaktalar. İnsanın kendini bilmesi ile olması arasına yerleştirdikleri eşyalar ve görüş alanını daraltan ve azaltan puslu aparatları ile adeta hakikatın tecellisinin/temaşasının önünü kapamaktalar. İnsanla hakikat arasına ‘modern’ duvarlar örmekteler!..

Hayatın hemen tüm merhalelerinin görünür hale getirildiği, bütün değerlerin görünürlükle ve görünenle ölçümlendiği, insan hayatının devlet aygıtı ve tüketim düzeni üzerinden tümüyle kuşatıldığı bir çağı yaşıyoruz.

Böylesi bir tüketim düzeni içerisinde,  yeniden dünya sahnesine dönen Türkiye’ye çok büyük görev ve sorumluklar düşmekte/yüklenmektedir. Bu Türkiye’nin dünyaya model olabilmesi ise eğitim alanında, maarif alanında yapacağı hamlelere bağlıdır.

Model ülke olabilmek, bir ülkenin kendisinin modelite ettiği, model insanı yetiştirebilmesi ile mümkün olur. Bunun yolu da eğitimden geçer, maariften geçer.

Son yüz elli iki yüz senelik eğitim yolculuğumuz, savunma halindeki medeniyet yolculuğumuzun savunma siperlerine, savunma neferleri yetiştiren bir muhtevada ‘insan imal’ etti.

İkibinlerden itibaren ise vesayet zincirlerini kıran, yeniden dünya sahnesine dönen bir ülke olan Türkiye’nin ayak sesleri duyulmaya başladı artık. Bizi o kutlu şafağa uyandıracak bir yürüyüşün arifesindeyiz.

İnsanlık bizim medeniyetimize, bizim adaletimize şimdi daha çok muhtaç… İşte bu kutlu şafağı getirmek için yol yürüyecek nesli milli bir eğitimle, milli bir maarifle yetiştirebileceğiz.

 Maarifin esası, mana ve mefhumunu bizim yüklediğimiz talim terbiye merkezli insan yetiştirmeye dayanır!..

Türkümüzü, tarihimizi, şiirimizi, hikayemizi talim eden; kimliğimizin, edebiyatımızın, irfanımızın yüklediği değerler ile bir terbiye kazandıran; şiirimizi, manimizi,  şarkımızı meşk eden;  Yunus’ûn ‘Gelin tanış olalım/işi kolay kılalım’ hitabındaki sırra mazhar olmuş, ilim yolculuğunu bu dünyayı anlama ve anlamlandırma çabamızın parçası haline getirmiş sisteme, bizim talim terbiye sistemimiz ve bizim maarifimiz diyebiliriz.

Maarifin görevi, marifetli insan yetiştirmektir!..

Maarifin görevi, marifet sahibi insan yetiştirmektir!..

Maarifin görevi, arif insan yetiştirmektir!..

 Öyleyse nedir maarif ve milli bir maarif?

 
Maarif, bilmek kökünden gelir... 


‘Bilme’ yolculuğu, insanın 'kendi bilmesi' ile başlar!..

Kendini bilen, Rab'bini bilir!..

Kendini bilen ailesini bilir, çevresini bilir, cemiyetini bilir, milletini bilir!... 

Kendini bilen, dünyayı bilir!.. 

'Kendini bilen' ailesi , cemiyeti ve ülkesindeki görevlerini bilen ve o istikamette fikri, fiili çaba harcayan, üreten 'adam/insan' olur!...

 
Dünyayı bilen ise, çağdaş dünyayı(muasır medeniyeti) tanıyan, öğrenen ve daha iyisini üretmek için çalışan  'adam/insan' olur!...

Tek tek bu 'adamları', ülkesi için yetiştiren sisteme de MAARİFİMİZ/milli maarif sistemi/milli eğitim sistemi denir!..

Sağlıcakla kalın dostlar!...



PAYLAŞ