Neşet Ustanın Ardından
Yazar: Bilal KEMİKLİ   |    Yayın Tarihi: 26 Eylül 2018   |    223 Kişi tarafından görüntülendi.

"Dünyayı gönlümce olacak sandım" Âşıklar, dünyanın gelip geçici bir han olduğunu söyledi... Kutsal metinlerin insanlığa öğrettiği bu hakikat, aşığın aynasında böyle yansıdı: "Dünyayı gönlümce olacak sandım".

Aslında bu bir feryattı... Farkına varanlar için bir feryat. Dünya umut dünyasıdır; umma, bekleme, arzu ve istek dünyası. Bir türlü bitmeyen arzular. Birine erişirsin, ötekisi başlar. Beklersin... Umarsın, bir vesile olsun da şu arzum yerine gelsin, dersin. Umduğun kişilerden istersin.

Bazen isteklerin kabul görür, arzularına kavuşursun; sevinirsin.

Bazen tam tersi olur... Ne yapsan, ne etsen bir türlü kavuşamazsın arzuna. Umudun tükenir, yeise kapılırsın. Gülemezsin, huzurun ve neşen kaçar, endişe ve tasanla baş başa kalır, yalnızlaşırsın.

Âşık bu hali görüp okuyan ve senin haline tercüman olan kimsedir. Eline sazı alır ve yalan dünyanın hikâyesini okur.

"Sen ağladın canım ben ise yandım 
Dünyayı gönlümce olacak sandım 
Boş yere aldandım boş yere kandım 
Rengi gönlümde solan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada 
Yalandan yüzüne gelen dünyada"

Âşık, hemhalımızdır; bizimle aynı dili konuşur. Dünya gönlümüzce olmaz be kardeşim, der. Umma ki, üzülmeyesin, der. Bak der, ben de bir dönem senin gibi düşündüm, kahrettim, ağladım, sızladım, çaresiz kaldım, der. Bak, der; dünyanın o aldatıcı renkleri gönlümde birer birer soldu, ondan ne bekleyeyim ki?

Daha neler neler der... Saz öylesine konuşur ki, Mevlana'nın sükûtu gibidir; kelimeler ve lafızlar tükendikçe mana çoğalır, bütün bir kâinat dil olur, türkü olur.

Bu dünyada hepimiz yolcuyuzdur. Bir anadan dünyaya gelmiş yolcular... Lakin zaman geçer büyürüz, akıl baliğ oluruz, hem geldiğimiz yeri, hem de yolculuğumuzu unuturuz da dünyaya gönül veririz. Sanki orada ebedi kalacakmışız gibi, severiz dünyayı.

Âşık bu halimizi de temaşa etmekte, eline sazını alarak bizi uyarmaktadır.

"Bir anadan dünyaya gelen yolcu 
Görünce dünyaya gönül verdin mi?"

Gönül vermesek sorar mı âşık? Hayır; kendimizi kaptırmışız umut ve arzularımızın peşinde koşturup duruyoruz. Umduğumuz için seviniyor, umduğumuz için kırılıyoruz. Oysa bu yolculuğa çıkışın bir sebebi vardır... Varoluş sebebi. Ben bu dünyaya neden geldim? Bu soruyu sormamızı ister aşık, merak edip varlığı seyretmemizi ve sorular sormamızı ister.

Sonunda gelir, bu hayat bir emanettir, der. Bu hayat, bu vücut bir emanet... Emanet, zaman kavramını hatırlatır. Bir gün o emaneti veren, bizden onları alacaktır. Bundan kaçış yok. Emaneti teslim etmenin adı ölümdür. Bizi ölüm gerçeğinden yola çıkarak hayatı anlamaya çağıran aşık, daha nice türküler söyledi; Zahidem, Acem Kızı ve Gönül Dağı... Hele hele o Leyla türküleri.

Hangisi yüreğimize dokunmaz ki?

Hangisi bizi kendimizle yüzleştirmez ki? Evet, hangisi... Ve oradan seslenir aşık:

"Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz 
Dünya senin vatanın mı yurdun mu?"

Velhasıl hepimiz bir yolcuyuz, gelip gidiyoruz... Neşet Ertaş da geldi ve gitti; emaneti teslim etti. Türküler yetim kaldı.

Yazarın Notu:26 Eylül 2012 günü Neşet Ertaş'ın arkasından şunları(bunları) yazmışım... Şimdi yeniden hatırladım.

Rahmet vesilesi olsun.



PAYLAŞ