Dünyayı İmar Ederken Kendimizi Yok Ediyoruz
Yazar: Ayşe ÜNÜVAR   |    Yayın Tarihi: 02 Ocak 2019   |    104 Kişi tarafından görüntülendi.

GEÇ OLMADAN BULALIM KENDİMİZİ

Sustu insan. Kendini anlamayı seçti. Anlamak şifalı geliyordu ve başkaları da onu anlasın istiyordu. Âdemden beri insan insana sustu, ama aradı, istedi, düşledi iki çift kelam edebilmeyi. Çünkü insanı insana yaklaştırıyordu cümleler, kalbin boşluğu dünyanın yorgunluğu gidiyordu böylece. Sebebi bu olsa gerek insan kendisinden başkası da onu anlasın bilsin ersin varsın istedi. ‘Diğer insan’ değil yanımdaki İNSAN olsun istedi. El uzattı vardı, el verdi buldu. Bir olmayı böylece sevdi insan. Bir olmak yanılgıya karşı el ele durmak demekti. Ele ele durmak yürümek başarmak sevmek demekti. Başarmayı da sevdi. Bu iyi geldi ona. Dünyayı imar etmeye binalar dikmeye sulara set çekmeye başladı. Dilini müziğe çevirdi. Gönlünü kapıya, elini çatmaya, dikmeye, eğmeye… Buldu. Aldı. Yıktı. Kırdı ve yeniden yaptı. Yaptıklarının karşısına geçip seyretmeye doyamadı ve daha da büyümek istedi. Her büyüttüğü kendisiydi ve bunu el ele verdiği diğer insanlarla yaptı. Seyretmeler çoğalınca her birey yaptıklarında kendi elini dilini gönlünü aradı. Buldu da. Herkes elbet kendini tanırdı. Bu sefer çatışmalar başladı. Benim elimin değdiği senin dilinin değdiğinden güzel. Güzeldi, belki de değil ama elleri ayırdı bu bakış açısı. Çünkü herkes kendi yaptığının dünyayı doğrultup güzelleştirdiğini savunuyordu. Böylece taraf olmaya başladılar. Onun yaptığı ile benim yaptığım güzel ama sizinki değil. Bu daha beter ayırdı elleri. İnsan el ele vermeyi enayilik saydı ve ayrıldı. Kendi imar ettiği dünya kendini imar eden eli kırıp parçaladı ve her parça kendi kendine ben daha iyiyim-i savunmaya başladı. Böylece insan insandan ayrıldı. Konuşmayı, dertleşmeyi, iki lafın belini kırıp bir bardak demli çay içmeyi zul görür oldu. Modern insan denildi bunun adına. İki göz daireye çekilip perdesini de sımsıkı kapattı bu insan. Çocuğunun okulunu ayırdı, konu komşuya gitmekten, ev oturmasından, taziyeden, düğünden, davetten vazgeçti. Aralara aralar girdi. Bireyleşti insan. Bu iyiydi. Kimse kimseye ses etmiyor herkes yaşayıp gidiyordu. Oysa fıtrat bir yerden kırıldı. Kırıklarından acı sancı kanlı çığlıklar geliyordu. Fıtrat: “YALNIZIM!” diye feryat ediyor bireyselleşmiş yeni insan onu duymazdan geliyordu. Zira halini belli etmek açığını vermek anlamına geliyordu. Açık vermek o açıktan Kabil olanın sızması gibi eskiyi anımsatıyordu insana. Ve insan sustu. İçindeki acıyı sakladı. Ne çalacak kapısı vardı ne anlatacağı insan ne de onu anlayabilecek bir kalp ve kendine döndü. Elleriyle yaptıklarını daha da yükseltince çevresi anlayanı soranı ses vereni çok olur sandı. Büyüdükçe büyüdü ne kendine ne dünyaya sığar oldu… Sonra! Sonrası ölümdü elbet ama birimizin ölmesi diğerimizin daha da güçlenmesine yol açınca ölümlere çok da üzülünmez saygı duyulmaz oldu. Artık adımlarımızın önünde kim varsa kenara itip yolumuza devam ediyorduk. Böylece kimseyi yine dinlemez olduk. İşimize gelen bizi var eden buydu çünkü. Sonra o garip insan fıtratı bağırmaya başladı yine: “ÖLÜYORUM!” Duyduk ama duymazdan gelmeyi maharet saydık ve yürüdük. Hatta daha da güçlenmiştik çünkü içimizi susturmayı öğrenmiştik ve bize bunu öğreten dünyadır yalanına kanıp yürüdük. Oysa bizi kandıran yine bizim hırsımızdan başkası değildi. Biz dünyayı imar ederken kendimizi yok ettiğimizin farkında değildik. Farkına vardığımızda çok geç olacağını bildiğimiz halde hâlâ yürüyoruz durmadan…

 

Oysa sussak yeniden ve elimizi uzatsak diğerine; “Gel” desek! Gel; Paylaşalım dünyayı, gel yeniden sevelim, gel hepimize yeter dünya, gel aynı cümleye hepimizden birer kelime koyalım, gel çiçek dikelim hor görülmüş kalplere, gel konuşalım durmadan, gel iki bardak çay içelim, gel Kabilleri kovup yeniden Habil olalım… GEL, YÜRÜMEKLE TÜKENMEZ DÜNYA BİRLİKTE YÜRÜYELİM… GEL! ‘GELMEK’ ALIN YAZGISI İNSANIN…



PAYLAŞ