İnsanlığın Suriye’deki Seyir Defteri
Yazar: Kahraman GÜNDÜZ   |    Yayın Tarihi: 23 Ocak 2015   |    1687 Kişi tarafından görüntülendi.
…Belki sana yazarım uğradığım bir şehirden.
Renkli bir kart atarım Mekke ya da Kudüs'ten.
Sonra bir gün çıkarım, sen ‘artık dönmez’ derken,
Bir şarkı fısıldarım kulağına gün batarken...”

Yüksek Sadakat – Aşk Durdurkça


Sevgili Dostlar,

Aslında kalemimin ucunda başka bir yazı, başka bir konu var idi. Lakin Sayın Zihni Yıldız’ın “Aaah Dımeşk” yazısı (http://yerlifikirler.com/makale-detay.php?id=88) bir yangının külünü yeniden yaktı. Beni bir yıl önce yazmış olduğum bir yazıyı –noktasına virgülüne dokunmadan, aynen- tekrar paylaşmak durumunda bıraktı. “Aaah Suriye!” diyorum ben de, sesimin yankısını karşıki dağlardan duyuyor musunuz?

7 Ocak 2014 tarihli yazım aşağıdadır efendim. Maalesef, o günden bugüne değişen bir şey yok Suriye’de!

***

Öncelikle birkaç resim paylaşmak istiyorum sizlerle Suriye'den:



Çocuklar ölüyor/öldürülüyor her gün Suriye'de...



...kimi soğuktan...



...kimi açlıktan ve bakımsızlıktan...



...kimi de çatışmaların ortasında kalarak.



...İnsanlar öldürülüyor Suriye'de her gün, insanlık...



...topluca, ayırmadan, adres sormadan...



...ulu orta, güpe gündüz, göstere göstere...
Hiçbir kavganın tarafı olmayan, olmak istemeyen masum insanlar!



Suriye ölüyor gün be gün...



...şehirleri, tarihi, geçmişiyle...



...ve hatta geleceğiyle... camileri, çarşıları, pazarlarıyla...



Uzmanlar, 25-30 yıl hiç tüketmeden üretse bile Suriye'nin eski Suriye olamayacağını ifade ediyor an itibariyle. Komşumuz ölüyor. Gözlerimizin önünde.

Komşumuzda (hepsi de kardeşimiz amenna ve saddakna) 2-3 milyon civarında Türkmen soydaşımız da yaşıyor(du). Ne kadarı hala yaşıyor, ne kadarı evini barkını terk etti, ne kadarı direniyor ve kaderini bekliyor bilen yok.

Suriye'de yaşayan Şiilerin, Sünnilerin, Hıristiyanların... sahipleri, destekleyenleri var. Ya Türkmenlerin?

An itibariyle Suriye'de 60 bin civarında yabancı askerin sıcak çatışmalar içerisinde olduğu söyleniyor. Suriye üzerinden bölgenin kartları yeniden dağıtılıyor. Bu kanlı oyunda İsrail'in, ABD'nin, İran'ın, Almanya'nın, Fransa'nın... kirli hesapları var nüfuz üzerine, nüfus üzerine ve petrol üzerine.

Bu 60 bin yabancı askere ve bunların birlikte savaştıkları gruplara sürekli lojistik destek yağıyor oyun kuruculardan.

Peki, biz ne yapıyoruz bu arada? Türkiye ne yapıyor?

Türkiye'de takvimler 17 Aralık'ta kaldı maalesef. Kafalar ayakkabı kutuları içerisinde.
Yanı başında tarihin ve coğrafyanın tuğlaları yeniden döşenirken, Türkiye'nin eli kolu bağlı, iç çekişmeleriyle debeleniyor!
İçiniz acımıyor mu?

Peki, bu piyes, bu tragedya size 28 Şubat'ı hatırlatmıyor mu feci şekilde? Bizler Fadime Şahinlerle, Müslüm Gündüzlerle, aczimendilerle uğraşırken; Telafer'de, Süleymaniye'de soydaşlarımıza neler yapıldı, bu bölgelerin demografik yapıları nasıl yeniden şekillendirildi, unuttuk mu yoksa? Yoksa hepimiz birden mi unuttuk? (İç edilen paralarımızı söylemiyorum bile)

Bir zamanlar, Osmanlı'nın izlerini göre göre, kokusunu içime çeke çeke dolaştığım Şam sokakları yok artık. Yok Emevi Cami, hemen yanındaki kapalı çarşı. Hani kara yolu ile Hacc'a giden hacılarımızın mutlaka uğrayıp namaz kıldıkları cami, alış-veriş yaptıkları çarşı. Halep, Humus, Laskiye... artık yerlerinde değil. Sevinenler çıkabilir belki ama Sultan Vahdettin'in mezarı da yok.

Suriye'de Scut yememiş mahalle, varil bombası atılmamış cadde kalmadı neredeyse. Neredeyse Suriye kalmadı...

Sorumuza tekrar dönelim: Peki biz ne yapıyoruz bu arada, Türkiye ne yapıyor?

Sahipsiz soydaşlarına yardım etmeye çalışıyor elinden geldiğince ve devletin savcıları izin verdiği ölçüde!

“Yakalanan(!) TIR'ın içinde silah varmış! Normal ve gündelik ihtiyaçlar olsaymış neden aranması engellensinmiş ki? Savcı görevini yapıyormuş (bakın bunda haklılar)...”

Evet, TIR'ın içinde belki de -hatta muhtemelen- silah vardı. Ne olmuş? Savaşın ortasında hayatta kalmak için ekmekten, battaniyeden, ilaçtan fazlasına ihtiyaç duyarsınız.

O TIR'ın içerisinde MİT görevlisi de vardı, kimliğini ve vazifesini ibraz etti devletin(!) savcısına. Hani Suriye'de rehin tutulan Milliyet muhabirini 20 km içeri girerek operasyonla kurtaran MİT’in görevlilerinden birisi.

Evet, emperyalist ve sömürgeci güçler belli ki Türkiye'yi istemiyorlar "oyunları" içerisinde. De, sorumuzu soralım o zaman:

AA muhabirini de çağırıp operasyonu haberleştirmesini isteyen -Allah'tan bu oyuna gelmemiş muhabir, helal olsun- devletin(!) savcısının derdi neydi? Ya da soruyu şöyle değiştireyim, bu savcı hangi devletin savcısı? Bu nasıl bir oyun Ya Rabbim?

Allah, Suriye'yi korusun, bizleri de ayık ve ayakta tutsun inşallah. Uyuyanlardan, uyuşanlardan eylemesin. Amin.

Kalınız sağlıcakla -ve uyanık- efendim.

kahramangunduz@gmail.com
twitter : @Kahraman_Gunduz



PAYLAŞ